Aramızda hala "Denizi izleyen" tek kişi oydu. Onun hakkında söylenebilecek en kötü şey, kendi sınıfını temsil etmediğiydi. Denizciydi, ama aynı zamanda seyyahtı; halbuki diğer denizcilerin çoğu, Tabiri caizse yerleşik bir yaşam sürer. Akıllarında hep evde oturmak vardır ve evleri -gemi- hep yanlarındadır, ülkeleri -deniz- de öyle. Her gemi neredeyse tümden bir diğerine benzer, deniz de her zaman aynıdır. Çevrelerinin değişmezliği içinde yabancı kıyılar, yabancı yüzler, hayatın muazzam değişkenliği bir gizem duygusu vermekten ziyade hafiften mağrur bir cehalet perdesi ardından geçer gider; zira bir denizci için denizden başka gizemli hiçbir şey yoktur ki o da varlığının sahibesi ve en az alınyazısı kadar esrarengizdir.
Ne gülünç bir şey şu hayat - beyhude bir amaç için acımasız mantığın gizemli bir düzenlenişinden ibaret. İnsanın bu hayattan umabileceği şey olsa olsa kendisine dair-hayli geç gelen- biraz bilgi ve bir sürü giderilmez pişmanlık.
Gelen ve bir daha dönmemek üzere başını alıp giden kısa bir günün kabarttığı duygularla değil, baki kalan hatıraların Ulu ışığında bakıyorduk bu aziz sulara.