Bizim bunca önemsediğimiz dünya, sınırları bilinmeyen evrende, galaksiler arasında, güneş sisteminde yer alan ve uzaktan soluk, mavi bir nokta olarak bile fark edilemeyen, belki de evrende bir matematik büyüklük ifade etmeyen toz zerresi. Biz de onun üzerinde kısacık bir an yanıp sönen, yaşam belirtileriyiz.
1816 yılında, Baltimore kentindeki eski bir tapınağın duvarına kazılmış bu metin, şöyle diyor :
Gürültü ve patırtının ortasında sükûnetle dolaş
Sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.
Başka türlü davranmak, açıkça gerekmedikçe
Herkesle dost olmaya çalış.
Ama kimseye teslim olma.
Telaşsız ve açık seçik konuş.
Başkalarına da kulak ver.
Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları
Çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır.
Yalnız planlarının değil,
Başarılarının da tadını çıkarmaya çalış.
Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen.
Hayattaki dayanağın odur.
Olduğun gibi görün.
Sevmediğin zaman sever gibi yapma.
Aşka burun kıvırma sakın;
O çöl ortasındaki çimenliktir.
Yılların geçmesine öfkelenme
Gençliğe yakışan şeyleri
Gülümseyerek teslim et geçmişe.
Ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile
Hatırla ki, kâinatı yargılamak imkânsızdır
Onun için kavgalarını sürdürürken bile
Kendi kendinle barış içinde ol.
Görmeye çalış ki,
Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen
Dünya yine de güzeldir.
Dünyada bunca acı, bunca eziyet, bunca haksızlık, savaş, işkence, ölüm, yıkım, hastalık var.
Ama yaşamak yine de güzel.
Zorlukları görüp de yaşamaktan umut kesmiyoruz hiçbirimiz.
Her şeyi yapabilirsiniz ama insanın egosuna dokunamazsınız. Bunu yaptığınız anda karşınızdaki insanın çıldırdığını, her türlü deliliği yapma noktasına geldiğini, hatta sizi öldürmek istediğini fark edersiniz.
Ego, insanı mantıkdışı noktalara sürükler.