Müthiş bir kitap... İlk kez diyalogların az olduğu bir kitapta uzun paragrafları sıkılmadan okudum; kitap, arkasına uygun rüzgarı alan bir gemi gibi akıp gidiyor. Bunda yazarın zevkli üslubu kadar eseri çeviren Güzin Molo'nun yetkinliğinin de hakkını vermek gerek.
Konusuna gelince... Kitap, yazarın yaşamında 1935-1936 yıllarında gelişen olayları anlatan otobiyografik bir eser. II. Dünya Savaşı arifesinde ve İtalya'nın Habeşistan'ı işgalinin hemen öncesinde, Mussolini döneminde geçiyor olaylar. Carlo Levi, siyasî faaliyetlerinden ötürü İtalya'nın güneyindeki Basilicata bölgesinin önce Grassano, sonra Aliano (kitapta Gagliano) köylerine sürgün olarak gönderilir. Buranın kurak coğrafyası gibi insanları da serttir. Yazar ilkin zorlansa da tıp eğitimi almış olduğu ve bölgenin yoksul insanları bir doktora ihtiyaç duyduğu için aralarında kendiliğinden saygılı ama sıcak, samimi bir ilişki doğar. Eserde bugün de devam eden Kuzey İtalya- Güney İtalya zıtlığı net biçimde hissediliyor. Konuştukları dil haricinde neredeyse ortak hiçbir özelliği olmayan iki bölge, adeta iki farklı halk.
Güney İtalya kırsalının yoksulluğu, eğitim ve sağlık imkanlarından tamamen yoksun cahil halkın yaşamında derinlere kök salmış güçlü batıl inançlar, büyücülük, feodal beylerle halk arasındaki sınıf çatışmasının yanı sıra; 19.yy'da İtalyan siyasî birliğinin kurulmasıyla sona eren ama halkın hafızasında anıları hâlâ çok taze ve güçlü olan eşkıyalık dönemine ait pasajlar da özellikle dikkat çekici (Nitekim olayların geçtiği Basilicata bölgesi, Eric Hobsbawm'ın "İlkel Asiler" adlı eserinde şahane biçimde anlattığı kırsal eşkıyalığın yoğun görüldüğü Calabria bölgesinin hemen sınır komşusu). Faşist rejimi temsil eden muhtar gibi bir-iki karaktere rağmen siyaseti, dini, milliyetçiliği, en temel ahlâk