Kitabın içeriği ve yazarın üslubu o kadar yalın ki 40 yaşından sonra okuma yazmayı öğrenen biri bile bu kitabı okuduktan sonra o zaman yaşasaydım ben de bu kitabı yazardım demeye cüret edebilir. Fakat yalınlığın dozunu bu şekilde yakalamış olmak birçok yazarın yoksun olduğu bir özellik. Yazar Dostoyevski gibi uzun betimlemeler yapmaktansa daha kısa ve temel hususları ele aldığı betimlemelere başvuruyor. Hal böyle olunca yazarın betimlemedigi eksik noktaları kendi zihninizde tamamlamak zevkine erisiyorsunuz.
Yazar, zaman kavramını günümüz filmlerinde olduğu gibi kitaba yansıtıyor. Bir bölümde yazdıklarıyla eş zamanlı yaşanan olaya bir sonraki bölümde yer veriyor. Böylece içerikten hiç kopmadan akışına kapılıp sayfaları çevirdiğinizin farkına bile varamıyorsunuz.