Okumak sadece edebi bir zevk meselesi değildir; dünyada değişimi başlatan bir damla olmalı insan. Her okuduğunda suyu daha da bulandırmalı ve durulmalı sonra güzelliğin yayılmasını izlemeli.
Eğitimci, Yazar, Drama Lideri, Türk İşaret Dili Tercümanı, Vantrolog
Bir zeytin, bir peynir, bir simir ve boş Ankara sokaklarında, bir grup sokak çocuğunun tırnak aralarından bir öykü yazabilirdi Kadın.
Tüm insanlığın utanç öyküsünü...
Kadın dönüyordu, girdaplar oluşturuyordu ruhu. Kadın kayboluyordu, kül oluyordu. Bir Anka kuşu konmuştu savrulan küllerine. Kadın onunla birlikte yeniden var oluyordu. Yeni çıplaklığında bir Kadın, omzunda bir Anka kuşu.
Kadın bir direnişçiydi, yıllar boyu kendi karanlığında kendine direnerek başlamıştı hikâyesi. Sonrasında, cümlelerine direnmiş, yazmaktan korkmuştu. Ve şimdi sevdasının arkasında durarak tüm toplumsal algılara direniyordu.
Çünkü sorgulamadan önce alışmayı öğretiyorlardı bizlere. Çünkü biz, olmamız gereken şekle, olmamız istenen şekilde giriyorduk. Tüm dönüşümlerimizle, doğuştan kilitlenmiş ve kodlanmıştık. Her tuş bir lobuna aitti beynimizin ve kumandası ötekilerin parmaklarıyla çalışıyordu. Elbette toplumsal kuralları kabul edecektik ama kişisel kurallardan ayırt edememiştik. Böylece benliğimiz tecavüze uğramıştı ötekilerce ve biz de başkaları için ötekileşmiştik! Bu kaosu kabullenmiştik en baştan, çünkü ilk alışkanlığımızdı kabullenmek.