*Spoiler içerir.*
Sanırım Stefan Zweig'in beni en hayal kırıklığına uğratan eseriydi diyebilirim. Bunun birçok nedeni var.
Örneğin Stefan Zweig bir tarihçi olmadığı için anlattığı 14 tarihsel minyatürü asla objektif şekilde ele almamış. Hep bir taraf tutmuş ve o tarafı sonuna kadar savunmuş. Karşı tarafı da sürekli aşağılar nitelikte paragraflar dayamış biz okuyuculara.
Sanki olayların bizzat içindeymiş ve sanki oradaki kişilerin duygularını, düşüncelerini bizzat biliyormuşçasına bize aktarması yine ne kadar subjektif bakış açısına sahip olduğunu gösterdi bize.
Özellikle ele almam gereken bir konu olduğunu düşünüyorum: İstanbul'un fethi konusu.
Fetih konusunu ele alırken Bizans taraftarı olduğunu belli etmiş. En başta Fatih Sultan Mehmet'e ikiyüzlü, (Bknz. sayfa: 45) hülya adamı (Bknz. sayfa: 55) demiş.
Yine Türk ordusu saldırdığı zaman yabanıl kurtlar (Bknz. sayfa: 53) gibi bir tabir kullanmış, Bizans'ın gösterdiği en ufak bir hareketi de cesur kahramanlar olarak nitelendirmiş.
Bizanslıları yine çok çaresiz insanlar, zavallılar şeklinde nitelendirmiş.
Yine fetih sırasında Bizanslılar'ın unutkanlığına gelmiş bir kapının açık kalması yüzünden fetih gerçekleşmiş şeklinde anlatmış. (Bknz. sayfa: 67)
Yazar hem Fatih'in çok zeki olduğunu, en ufak ayrıntıyı düşündüğünü, gemileri karadan yürütmesindeki harikalığı vurgulamış hem de kuşatmanın bir kapının Bizans askerlerinin dikkatsizliği yüzünden açık bırakıldığı için gerçekleşebildiğini savunup durmuş.
Bu hâlde kendiyle çeliştiğini ve yine taraf tuttuğu için bunu belli ettiğini düşünüyorum. Sanki o kapı açık kalmasaydı fetih gerçekleşmeyecekti gibi konuşmasını da şahsen absürt buluyorum.
Savaş ganimetleri konusunda da Türkler'in insanları mal gibi kullanacağından, işe yaramayanları öldüreceğinden söz etmiş. Hâlbuki bu olay