Bu savaş herkese acı verir, yaşamasevincini kemirir. Sahip olanlar vermek
zorundadırlar, ama hiçbir şey vermek istemezler.
Sahip olmayanlar ise sahip olmak isterler, ama
hiçbir şey alamazlar. Üstelik bunların da ulvi
savaşçılar oldukları pek söylenemez. Ya
soyguna geç kalmışlardır, ya beceriksizdirler ya
da ellerine fırsat geçmemiştir
Doğru düşünseydi, elimizle sıkı sıkıya
tutamadığımız hiçbir şeyin bizim olmadığını
bilmesi gerekirdi. Aslında hiçbir şeyi sıkı sıkıya
tutamadığımızı da. Sonra, Tanrı'nın bu büyük
evini herkes içinde kendine bir yer bulsun ve
mutlu bir yaşam sürsün diye verdiğini de
görebilirdi. Bu evin yeterince büyük olduğunu,
herkesin payına bir lekecik de olsa güneş ışığı,
bir tutam mutluluk düşeceğini; herkes için hiç
yoksa küçük bir palmiye gövdesi ve tabii
ayaklarını basabileceği bir yer olduğunu
görebilirdi. Tanrı'nın istediği ve belirlediği
şekilde. Tanrı nasıl olur da çocuklarından birini
unutur? Ama yine de birçokları, Tanrının onlara
bahşettiği topraktan küçük bir parça edinmek
için didinip durur.
"Bu dünyada giyinmekten,
açlığını ve susuzluğunu bastırmaktan başka ne
istersin?" desen, söyleyecek söz bulamaz, ya da
"Daha çok para istiyorum, daha çok, daha çok,"
der. Böylece sen de, paranın onu hasta ettiğini,
bütün duyularını ele geçirdiğini anlarsın.