Bir tek en sağlıklı olanları bu
düşünceleri kendilerinden uzak tutarlar, bir ağın
deliklerinden süzülürcesine ruhlarından
salıverirler. Ama çokları kafalarına, en ufak bir
boşluk kalmamacasına, ışığın zerresi bile içeri
sızmamacasına düşünce yüklerler. Bunun adına
"ruhu eğitmek", sonuçta ortaya çıkan çılgınlığa
da "eğitim" derler.
Ruhunu
sever, sayar ve onu kafasındaki düşünceleriyle
besler. Hiç aç bırakmaz onu.
Ama bir de
düşünceler birbirlerini yemeye başladı mı
midesine oturuverir. Düşünceleriyle dünyanın
gürültüsünü koparır, terbiye görmemiş çocuklar
gibi bağırtır, çağırtır onları. Öyle bir davranır ki,
sanırsın düşünceleri çiçeklerden, dağlardan,
ormanlardan çok daha alımlıdır.
Düşüncelerinden öyle bir söz eder ki, onların
yanında bir erkeğin yiğitliğinin, bir kızın
neşesinin hiç değeri yoktur sanki. Sanırsın,
insanları çok düşünmeye mecbur kılan bir
buyruk vardır.
Bu
karanlık mekânda, hiç utanıp sıkılmadan,
başkalarıyla göz göze gelmeden sahte bir
yaşamın içinde buluverir kendini. Yoksul
zengini oynar, zengin yoksulu, hasta kendini
sağlam yerine koyar, zayıf güçlü yerine. Bu
karanlığın içinde herkes, gönlü ne çekiyorsa,
gerçek yaşamda yaşamadığı, yaşayamayacağı ne
varsa sahte yaşamında onları yaşar.