Her sabah yeni bir gün doğdu, biz büyüdük, savaştık, bazen toprağa düştük ama yine de sevdik...
Ölüm... Tek kelime, yaşarken ölenler, uğruna kaybedecek hiçbir şeye sahip olmayanlar... Elfida olanlar.
Kaç kere ölür ki insan? Kaç tane isme sahip olur? Kaç kere çocukluğu parmakları arasından kayıp gider? Hepimiz çocukluğumuzu avuçlarımızın içinde saklayıp ona sığınmak isteriz. Ne tuhaf, değil mi? Küçükken büyümek için çırpınıyoruz, büyürken de çocukluğumuzun dizlerine kapanıyoruz. Şimdi ben çocukluğuma değil, kanlı gençliğime sesleniyorum: Korkma. Artık korkacak hiçbir şeyin kalmadı, hiç kimse saçlarına dokunmuyor. Kimse seni tanımıyor. Hatırlıyor musun? Eskiden sayısızca kimliğe, kişiliğe sahip olmak isterdin, çeşit çeşit meslek yapmak isterdin. Başardın. Bir sürü kimliğin var, her gün bir kimliğinin üzerine toprak atıyorsun. Fakat ellerin biraz kanlı, ruhun biraz yaralı, canın biraz yandı ama iyileşmeye başladın. Belki yanlış ama öldürdükçe için soğudu. Fakat öldürdükçe güçlenmedin, bunu bil. Canın eskisi gibi tatlı değil. Üç bıçak, iki kurşun yaran ve girdiğin bir koma olacak ama korkma, ölmedin ve ölmeyeceksin. İsminin hakkını veriyorsun, gerçekten gözden çıkarıldın.
Elfida olmak diye bir gerçek vardı. Bana hoş geldiniz, Elfida olan ve zamanında Elfida olmuş herkes için...