Öncelikle benim için özel bir kitap olduğu için kitabı önceden bitirmeme rağmen incelemesini doğum günümde yazmak istedim. Kitabı Enver Paşa hayranı olduğum için almıştım fakat gördüm ki burada hayran olunacak bir kişi daha var, o da yazarı Melike İlgün. Yazarı şimdiye kadar hiç okumadığım için bazen kendime kızıyorum bazen de yeni bir özel kalem ile tanıştığım için seviniyorum. Melike İlgün kalemi, o kadar güzel kullanıyor ki durakta beklerken, telefona dalmışken, rüyanızda hala o kitabı ve sihirli sözcükleri düşünüyorsunuz. Yazarın diğer kitaplarını okumadığım için kendimi dünyanın en şanslı insanı gibi hissediyorum ve yeni kitapları, yeni bölüm bekler gibi sabırsızlıkla bekliyorum.
Kitaba gelecek olursak Enver Paşa’nın bir hayranı olarak onlarca Enver Paşa ile ilgili kitap okudum ama bu okuduğum, yüreğimi en çok etkileyendi. Çünkü Paşa’nın siyasi kişiliğinin yanı sıra Naciye’ye duyduğu aşka, aşık olan biriyim. Bu kitapta bu aşkı iliklerime kadar hissettirdi. Kitapta bir insanın iki şeye duyduğu aşktan bahsediliyor. Bunlardan biri “Ruhum” diye hitap ettiği Naciye Sultan diğeri uğruna canını feda ettiği vatanı.
Enver paşa Naciye’ye daha görmeden âşık oluyor. Onca savaşın arasında ona öyle güzel iltifatlar ediyor ki bu sözcüklerin bir askerden çıktığına inanamazsınız. Dışarıda kimsenin korkudan gözüne bakamadığı Enver Paşa ailesine karşı adeta bir pamuğa dönüşüyor. Paşa, sultanını dünyada hiç öyle bir insan yaratılmamış edasıyla seviyor. Şehit edildiği zaman Sultanın fotoğraflarının Paşa’nın göğsünden çıkması bize bu aşkı tarif ediyor. Savaşın içinde ne kadar dinlenme fırsatı buluyorsa bütün dinlenme fırsatlarında sevdiğine mektuplar yazıyor, çocuklarını soruyor ve sevdiğinin ruhunu okşayacak kelimeler kullanıyor. Enver Paşa sadece aşık olmakla kalmamış bir insan,