Peygamberin dinlenebilmesi için Hatice ile Ebu talib'in mezarlarının bulunduğu yerde özel bir yer hazırlanmıştı. Sordular acaba dinlenmek için Kendi evinize mi gideceksiniz? Hayır benim için Mekke'de dinleneceğim bir ev bırakmadılar Hatice ile Ebu talib'in mezarlarının yanında hazırlanan yerde dinlendikten sonra devesini binip dağdan aşağıya indi ebuzer etrafına hamur parçalarının yakıştığı bir kabı su ile doldurup getirdi. Bir kumaş parçasını Muhammed Aleyhisselam'ın önüne tuttu peygamber bu şekilde yıkandı. Peygamber aleyhisselam da aynı şekilde o kumaş parçasını Ebu zere perde yaptı ebuzer de bu şekilde gusletti...( Buradaki bu ayrıntıyı göremeyen gözler gerçekten artık kör olmuştur eşitlik eşitlik naraları atanlar peygamberin sıradan bir askerine bir kumaş parçasını tutup onun yıkanmasına yardım etmesi. Bu hiçbir çağın ve zamanın görmediği bir eşitliktir. Bu insanın insan olduğunu anladığı çok nadir zamanlardan bir zamandır. İslam budur....İslam asla AKP'nin temsil ettiği diyanetin temsil ettiği menzilin ve diğer iblisi kuruluşların temsil ettikleri İslam olmamıştır hiçbir zaman...
Ne yaparlarsa yapsınlar cehennemden kurtulacaklarini muayyen günlerden başka, ateşte kalmayacaklarini, sonra tekrar cennette sonra çekdar cennete gireceklerin iddia ettikleri ve Allah'ın adaletine dayanmayan, sünnetullah ile bağdaşmayan, amel ve mükafat prensibi prensibine uymayan bu hülyaların da dayanakları nedir onların...? Neye dayanarak işi sağlama bağlamış gibi vakit tahdit ediyorlar? meydanda cahillerin kuruntularından, yalancı alimlerin hilelerinden başka bir şey yok....
Bu kitabın sayfalarını gururla karalıyorum. Çünkü bu hikâyenin kahramanı bir Ressam veya çalıştığı sahnede seyirlicilerini şehvetten çıldırtan bir dansöz değildir. Pis kokulu bir meyhanede veya bir mangalın kenarında duman sütunlarını göğe yükselten bir şair değildir.piyer luisin yarattığı oyunculardan da değildir.... evet yüksek mahpus duvarlarının ardında ve Vahşi Cellatlarının bakışları altında gururla söylenen bir şiir, bir mangalın kenarında esrar dumanları altında veya içki dağıtılan bir masanın etrafında güftesi bağlanan şiirden daha güzeldir ve şairinin şerefi daha yücedir. Hollywoodan ilham alan kokuşmuş aşk hikayelerinin, kapri adasında ki dünyanın her yerinden erkekleri şehvetle kendine çağıran işlevi ve tatlı esirler olan kadınlarında değildir. Her sabah süt banyosunda uyuyan yumuşak tenli ve mermer vücutlu, baldırları ve memeleri şehvetle titreyen, ve yüzlerce yazara şöhret kazandırmış olan bir yıldızında değildir...bu hikâyenin kahramanı mağrur bir çölün oğludur. Sıkıntı ve yoksulluğun az geldiği, göğün bile merhametli göz yaşlarını üzerine gönderdiği, mağrur Bir çölün oğludur. Öyle mağrur bir çölün oğludur ki çağlar boyu sahillerinde oturduğu hâlde, susuzluğunu gidermek için denize baş eymemiştir. Buğday tenli ve güneş yaniğıdır onun teni. Çölün sıkıntıları ince ve uzun boynunu bükmüştúr. Zayıf göğüs kemiklerinden erkeklik ve dayanıklılık okunur. Bakışları çölün kızgın güneşini yansıtan iki Arslan Gözlüdür.... Bu hikaye ıssız çölde yaşayan kabilenin arasında kopan şiddetli bir rüzgarın macerasidır...gıffardan birinin macerasıdır.... Ali şeriatı.