BÜYÜMEK
İlkokula başladığım gün canlandı gözümde. Üstümde mavi önlük, babamla okulun kapısındayız. Harçlık olarak verdiği bir lirayı cebime koyarken isimlerimizi okumaya başladı öğretmenim. Dünyanın en güzel öğretmenine sahip olacağımı bilmiyordum o zamanlar. Bizim sitede oturuyordu. Anaokuluna giderken sitenin bahçesinde görüyordum. Mavi bisikletiyle gözüme kocaman geliyordu. Hep gözüme kocaman görünen o bisikletli amca benim öğretmenim olacakmış. Öyle demişti babam. O günden sonra daha dikkatli incelemeye başladım. Her geçişinde arkasından uzun uzun bakıyordum. Derken isimlerimiz okundu. Bizi sınıfa götürdü. Okulun her yerini gezdik. Zaten önceden alışıktım. O küçücük halimle, her sabah annemle babam okula giderken bırakırlardı beni anaokuluna. Daha sınıf açılmamış olurdu. Gitmeyin de diyemezdim. Gözüm hep saatte olurdu. Artık açılsın da gireyim diye tek başıma koskoca okulda beklerdim. Tek dersem haksızlık etmiş olurum. Okulumuzda çalışan bir teyzemiz vardı. Ona emanet ederlerdi beni. Uykuluysam koltuklarda oturup beklerdim sınıfın açılmasını. Eğer enerjim yerindeyse o nereye ben oraya. O koskoca okulun koridorlarını kimse bilmezken ezbere biliyordum ben. Bazı sabahlar çok ağlardım. N’olur götürmeyin beni okula diye. Beş yaşındaydım ve okul hayatımın üçüncü yılındaydım. Gerçekten çok ağladığım bazı günler alıp kendi okullarına götürürlerdi beni. Gözüme o kadar kocaman gelirdi ki lisedeki o abiler, ablalar. Gözüme kestirdiğim yere gidip aralarına otururdum iki öğrencinin. En sevdiğim yer hep öğretmenler odası olurdu. Çok güzel insanlar tanımıştım çünkü orda. Çocuklar sevgiyi hissedermiş. En çok hissettiğim yerlerden biriydi orası. Hiç sıkılmadan uzun uzun vakit geçirirdim orda. Yirmi bir yaşındayım hala aynı okula, aynı odaya gidip hissediyorum o anları. Aradan