Bir çok değişimin ve sancılı sürecin ardından, hangi kapıların açılacağını tahmin etmek zor olabilir. Erezyonla birlikte çürüyen halk kalabalıkları ve ne düşündüğünü bilmeyen bireyler arasında, gelenekçi yönlerimizin tek tek yok olması, tüm dünya için geçerli bir olgu haline gelmiş durumda. Ancak önemli olan, bizleriz.
Bana göre, bayram sabahları, el açması su böreği ve yöresel yemeklerle donatılmış masalar en önemli olgulardan biriydi. Kimi insanlar bundan mutluydu, kimi ise karışıktı. Bayramda büyükleri ziyaret etmek, kimilerimiz için mutluluk kaynağı değilse de, geleneksel saygıyı temsil ederdi. Anneler, kız çocuklarına kadın olmayı öğretirken; babalar, gücün sembolüydü. Komşularımız vardı; çocuklara çocuk gibi, gençlere genç gibi davranan insanlar. Namussuzluk aklımıza gelmezdi. İnsanlar, ne giydiğine veya nereden geldiğine bakılmaksızın, kimlikleri zedelenmeden farklılıklarını kabul ederdi. Evet, sevgi de buna dahil olurdu.
Bunların parası çoktu, "görmeyim" derdik ama, yoksulları eleştirmek yolunu bilmezdik. Her mahallede, meraklı Melehatlar vardı ve kimse kusur almazdı. Herkesin kendine has bir kimliği vardı; farklı, özel ve karakteristik. Feodal aile yapıları, modern çekirdek ailelere dönüşürken, yumuşak gibi görünen ama sancılı bir değişim süreci başlamıştı ve hala devam ediyor.
Sancılı dönemlerden geçerken, insanın bedensel ağrısı doktor kontrolünde ilaçla tedavi edilebilirken, toplumsal bu dönemler kangren olmadan geçmeli, tedavi edilmeli. Umudum bu yöndedir.
Minimal mutluluklar unutulmuş, artık hiçbir şey bizi mutlu etmiyor ve hızla tüketen bir topluma dönüştük.
Nerelerden geldik? Çoklu kültürün oluşturduğu bir mozaik, Mezopotamya, medeniyetin beşiği Anadolu...
Sonuç olarak, kapitalist beyinli ülkeler medeniyeti bize "moda" dediler, çul çaput sattılar,