Songül Sayilgan

Songül Sayilgan
@Kal_k
Bu eski yırtık pırtık olanbu resim elime geçince deyişen saflıgı , kurnazlığa bırakan ,sevgiler ise arz talep sadece parada yerve yol alan dunyaya söylenecek bir söz yok artık ! Sadece söylemek istedim, Daha küçücükken tanıştım seninle ve bak şimdi kocaman oldum. Senin öğrettiklerinle tanıdım hayatı ve hep o şekilde yoluma devam ettim. Büyüdüm ve kalbim defalarca kırıldı babam. Hani senin korumaya çalıştığın küçücük kalbim var ya, işte o defalarca paramparça oldu. Defalarca yalnız bırakıldım ve kayboldum. Bana öğrettiğin hayat bilgisi dersi ile karşıladım, göğsüme çarpan tüm darbeler de canım yandı. Dusmedim sanma kalktım her defasında,arkamdan darbe vurma gereği bile duymadilar,gözüme baka baka göğsüme aldım darbeleri hiç biri yabancı değillerdi çünkü. Babam sen varmıscasına yol aldım ,senin yaşam enerjin ,ve sevgi dolu yüreğin ilkem odu yolculugum süresince.Benim emekçi babam. Zülfü Livaneli [güneş topla benim için] dinledigim vakit, ben babamla güneş toplar buldum kendimi. Ben şimdi çocuklarım la güneş topluyorum.Onlarin hayatlarıda aydınlık olsun diye.! Songül Sayılgan
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İnsan daima yarına bir iz bırakmak ister. Sayılgan da yıllardır gurbette olsa da hâlâ Anadolu dağlarında kendi türküsünün izini sürüyor. Dumanı hâlâ tüten yanık Bafra sigarası eşliğinde.
Susmayı, çok konuşanlardan öğrendim. Alçakgönüllü olmanın erdemini, çok bilmişlere inat tattım. Gerçekten bilenlerin az konuştuğuna, sessizce şahit oldum. Her yaşananın sadece bir deneyim olduğunu anladım. Değmeyenlere fazla anlam yüklemenin ruhuma verdiği zararı keşfettim. Kendim olmayı seçtim! Başkalarından alınmış parçalardan oluşmayı değil, kendi özümü yaşamayı... Kendi hayatlarını yönetemeyenlerin başkalarının hayatına müdahale etme çabalarına sadece güldüm. Kokuşmuş zihniyetlerin, yalan gülümsemelerin içinde yer almaktansa, uzaktan seyirci kalıp insanlığımı korumayı öğrendim. Varlığımı hak edenleri hayatıma dahil etmeyi, hak etmeyenlere ise "Hoşça kal" demeyi öğrendim. Songül Sayılgan Fotoğrafl Sevda Yelda Köylüoğlu
Çoğu zaman nefes aldığımızı unuturuz. Nefes almak, otomatik olarak devam eden bir eylemdir; uyurken bile farkında olmadan sürer. Ama bazen, nefes aldığımızı fark ettiğimiz anlar olur. İşte o zaman her şey değişir. Kontrol etmeye çalıştıkça nefes almak zorlaşır. Saymaya başlarım: 1, 2, 3… Derken her şey birbirine karışır. Doğal ritmi kaybederim ve sonunda unutmak için zamana bırakırım. Ama unutamıyorum. Hayatta çoğu şey böyledir. Unutamadığımız için ritmi tutturamayız. Tıpkı bıçakla domates kesmek gibi… Eğer nasıl kestiğine fazlasıyla odaklanırsan, ritmi bozabilir ve elini kesebilirsin. Hatta dikkatsizlik hayatına bile mal olabilir. Hataların sebebi, onları düzeltmeye çalışmak değil, üstüne fazla düşmektir. Peki ya unutmak? Çözüm bu değil. Bazen sadece akışına bırakmak gerekir. Nefesini kontrol etmeye çalışmayı bıraktığında, her şeyin kendiliğinden bir ritmi olduğunu fark edersin. Hayat da böyledir; ne kadar zorlamaya çalışırsan, o kadar karmaşık hale gelir. Bu yüzden saymayı bırak. Yönünü değiştirmeye bile çalışma. Unutmaya çalışmak bile yorucudur. O yüzden sadece yaşa. Anı hisset. İçinde bulunduğun durumu kabul et. Zorluklar bile seninken, onları başkalarına yükleme. Bedenini fark et. Kalbin hâlâ atıyor mu? Ona kulak ver… Songül Sayılgan
Bir çok değişimin ve sancılı sürecin ardından, hangi kapıların açılacağını tahmin etmek zor olabilir. Erezyonla birlikte çürüyen halk kalabalıkları ve ne düşündüğünü bilmeyen bireyler arasında, gelenekçi yönlerimizin tek tek yok olması, tüm dünya için geçerli bir olgu haline gelmiş durumda. Ancak önemli olan, bizleriz. Bana göre, bayram sabahları, el açması su böreği ve yöresel yemeklerle donatılmış masalar en önemli olgulardan biriydi. Kimi insanlar bundan mutluydu, kimi ise karışıktı. Bayramda büyükleri ziyaret etmek, kimilerimiz için mutluluk kaynağı değilse de, geleneksel saygıyı temsil ederdi. Anneler, kız çocuklarına kadın olmayı öğretirken; babalar, gücün sembolüydü. Komşularımız vardı; çocuklara çocuk gibi, gençlere genç gibi davranan insanlar. Namussuzluk aklımıza gelmezdi. İnsanlar, ne giydiğine veya nereden geldiğine bakılmaksızın, kimlikleri zedelenmeden farklılıklarını kabul ederdi. Evet, sevgi de buna dahil olurdu. Bunların parası çoktu, "görmeyim" derdik ama, yoksulları eleştirmek yolunu bilmezdik. Her mahallede, meraklı Melehatlar vardı ve kimse kusur almazdı. Herkesin kendine has bir kimliği vardı; farklı, özel ve karakteristik. Feodal aile yapıları, modern çekirdek ailelere dönüşürken, yumuşak gibi görünen ama sancılı bir değişim süreci başlamıştı ve hala devam ediyor. Sancılı dönemlerden geçerken, insanın bedensel ağrısı doktor kontrolünde ilaçla tedavi edilebilirken, toplumsal bu dönemler kangren olmadan geçmeli, tedavi edilmeli. Umudum bu yöndedir. Minimal mutluluklar unutulmuş, artık hiçbir şey bizi mutlu etmiyor ve hızla tüketen bir topluma dönüştük. Nerelerden geldik? Çoklu kültürün oluşturduğu bir mozaik, Mezopotamya, medeniyetin beşiği Anadolu... Sonuç olarak, kapitalist beyinli ülkeler medeniyeti bize "moda" dediler, çul çaput sattılar,