Bazı geceler insanın kalbi sessizliğe çarpar. Dışarısı gürültülü bile olsa, içeride derin bir suskunluk olur. Kalbinin tam ortasında bir isim, bir his, bir yarım kalmışlık…
Ve o soruyu sormaya başlarsın kendine:
“Ben sevdim mi? Yoksa sadece sevilmeyi mi bekledim?”
Birini sevmek cesaret ister. Kendinden vermeyi, egonu bir kenara bırakmayı, ‘ya olmazsa’ ihtimaline rağmen yürümeyi ister. Sevmek, karşılıksız bile olsa, kalbini teslim etmektir. Söz değil, eylemdir. O mesajı ilk sen atarsın. O gözlere ilk sen bakarsın uzun uzun. Belki ilk sen vazgeçersin gururdan, ilk sen düşersin yollara.
Ama sevilmeyi beklemek... Ah, o bambaşka bir yalnızlıktır. Birinin seni fark etmesini, sevmesini, sana yaklaşmasını istersin. Kendi içinde fırtınalar kopar ama sessiz kalırsın. Hep bir işaret beklersin. Bir mesaj, bir bakış, bir tesadüf... Ama hayat, sessizliğe cevap vermez çoğu zaman.
Bense ikisini de yaşadım. Sevdim, yandım. Bekledim, sustum.
Ama sonra şunu fark ettim:
Sevilmek, insanın elinde değildir. Ama sevmek…
Bu senin gücündür. Bu, kalbinin içindeki en gerçek duygudur.
#Sevgi #Aşk #KalpYolu #YarımKalanlar #İçtenlik #İlişkiNotları #AşkTerapisti #1000kitap #DerinYazılar #KalptenKalbe
O yüzden artık beklemiyorum. Seviyorsam söylüyorum. Özlüyorsam yazıyorum. Kalbim varsa, yaşıyorsam ve hissediyorsam, ifade ediyorum.
Çünkü sevgi, dile gelmezse eksik kalır.
Bekleyerek kaybettiklerim çok oldu.
Ama sevip kaybettiklerim… bana hayatı öğretti.
Ve belki de en güzeli şudur:
“Sevdiğini söyleyen pişman olur belki… ama hiç söylemeyen, hep yarım kalır.”
Sen hangisisin?
Kalbini gösteren mi, sustukça yavaş yavaş kaybolan mı?