Geçinmek uğruna eğrilerin o kadar da eğri olmadığını, doğruların da o kadar doğru olmadığını kabul etmekten başka çareniz yok. Oysa ki düşünmek size eğrilerin ne kadar eğri, doğrularınsa ne kadar doğru olduğunu temyiz etme hasleti kazandırırdı.
İçinde yaşadığımız medeniyet akıl diye öyle bir mekanizma kabul ediyor ki, bunun "akıl alır tarafı yoktur." Modern akla karşı aklımızı elde etmek zorundayız.
Asıl mesele, insanın kendi kendini aldatmak isteyip istememesi ile ilgili. Her insanda hakikati tefrik edebilecek bir temyiz kudreti var. Lakin bu kudret, insanın “güdümünde” değil. İnsan, hakikati elinde tutmaz ancak hakikate kendini bırakır.
Kendi hayatımızı değerli kılacağız, her birimiz zihnî kapasitelerimiz açısından, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz bakımından birer hazine olmaya yöneleceğiz. Öyle ki, bir gün canımızı İslâm uğruna vermemiz gerektiğinde Allah için hazineler feda edebilelim, ölmeyi göze alışımız basit hazlardan, basit tatmin vasıtalarından vazgeçmemiz anlamına gelmesin. Batarsak güneşler olarak batabilelim.