Kitabı açtığımızda güzel bir alıntıyla karşılaşıyoruz:
Olmak istediğim her şeyi olmam, yaşamak istediğim bütün hayatları yaşamam mümkün değil. İstediğim bütün yetenekleri geliştirmem mümkün değil. İstememin nedeni ne peki?
Önünde koca bir hayat var.
Koca bir hayat…
İstediğini yapabilir, istediğin yerde yaşayabilirsin.
Kitabın diğer bölümüne geçtiğimizde intihara karar verişinden yirmi yedi saat öncesine gidiyoruz. Bu bölümleri okurken Nora’nın hayata bakış açısını, varoluşsal felsefeye hakimiyetini, insanlarla olan ilişkilerini ve onu intihar noktasına getiren olayları öğreniyoruz.
Bizi yaratan şey baskıdır ama. İlk başta kömürsünüzdür, basınç sayesinde elmas olursun.
Daha sonra Nora, konuşacak kimsesinin olmadığını, hayatının hiç yolunda gitmediğini ve hayatını asla yoluna koyamayacağını düşünerek hayatını sonlandırma girişiminde bulunuyor.
Kalmamın mümkün olduğunu hissetsem, kalırdım. Ama hissetmiyorum. Bu yüzden kalamam. Başka hayatları da mahvediyorum.davranalım. Arada bir başımızı yukarı kaldırıp yukarı bakalım, çünkü nerede olursak olalım gökyüzü her daim sonsuz.”
Nora takip eden günlerde elinde olmayan hayatlarla değil, elinde olan hayatla neler yapabileceğine odaklanarak hayatını yaşamaya başlar. Ve mutlu olur.kavşaklarında alınan kararların ve o kararlar ardında çabalamanın neticesi sadece.
Gece Yarısı Kütüphanesi’nin ana mesajı bu. Bu kadar değil elbette. Birbiri ile ilişkili iki alt mesaj var. Birincisi, insan aklının/hayalinin en çılgın hali bile acı realiteyi göz ardı edemiyor. Kişinin hayatın ortasında patika değiştirmesi mümkün değil. Bu Gece Yarısı Kütüphanesi ile bile mümkün değil. Nitekim kütüphane sonunda tamamen yanıp kül oluyor, yıkılıyor, yok oluyor. Aslında bütün o paralel evrenler tartışması, başka hayatları denemesi, Nora’nın varolan