Yaşantım ile fikrim (inancım) arasındaki mesafeyi katedememe korkusuyla yaşıyorum. Her günün sonunda önüme dağ gibi biriken şahsiyet yaratma yolundaki işlerim ve beni bu işlerden alıkoyan çevrem. 'Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği' zaman ve enerjimi dünya meşakatlerinden uzaklaştırıp yeni bir atılım yapmam gerekiyor. Her şeyden önce yapmacık insanlardan uzak yaşamalı, onların negatif iç karartan enerjilerinden kendimi muhafaza etmeliyim. İç dünyamı buna hazırladıktan sonra fiziki bir girişim için gereken tüm fırsatları işte o zaman değerlendirebilirim. Bir kereliğine mahsus çevreme söyleyeceğim sözleri özümsemeli ve o sözlerimin arkasında durabilme kararlığı gösterebilmeliyim. Zira yaratılmışları razı etmek için yaratılmadık. Bu doğrultuda dinleme ya da anlama gayretinde bulunmayan insanlarla da konuşmaya tenezzül etmeyeceğim. Peki ya alt perdeden mi yoksa üst perdeden mi konuşmalı?
İlk olarak psikiyatri uzmanlarının (özellikle devlet hastanelerinde) tavırlarını değiştirmeleri gerekiyor. Nerede okusam, gelen hastalara dertleri dinlendikten sonra antidepresan yazılarak gönderildiğini görüyorum. Ne malum bu ilaçların insanları daha beter etmediği? İlk önce toplum tarafından hasta olarak kabul görenlerin sağlam bir şekilde tetkik edilmesi gerekir, aksi halde yargısız infaz yaparak (bu insanları içeri tıkarak ya da ilaçla uyuşturarak) suça meyilli olanların sayısı artacaktır.
Olaylara aşırı reaksiyonla yaklaştığımız için. Böyle olduğu için de kısa sürede ünlü olanlar benzer şekilde bir süre sonra unutulup gidiyorlar. Bu reaksiyon meselesi olası kriz anlarında daha da tehlikeli bir hal alabiliyor, bunu salgın zamanında çok net bir şekilde gördük. Ama tabii 15 Temmuzda bu kadar insanı sokağa dökebilmenin arkasında yatan neden de benzer şekilde bu olsa gerek, diğer ülkelerde bu kadar uç bir tutumla yaklaşılmıyor olan bitenlere diye düşünüyorum.