Bütün kötülükler, iyi niyetle yapılır. Bir şeylerin "feda/ kurban'' edilmesi gerektiği düşüncesi, feda etmedeki kötülüğü görebilmemizi engeller. Nazilerin Yahudileri katletmesi ve
Yahudi toplumunun da İsrail'i kurup kendilerine yapılanları Filistintilere yapma hakkını kendinde görmesi, çocukken "iyi
evlat" olalım diye kendimizi anne-babamıza kurban etmemizle ve sonra da çocuğumuzu bize, vatana, ailemize, toplumumuza, büyük bir ideale sözde "kendi iyiliği için" kurban
etmemizle aynı şekilde işliyor. Yahudiler kurban edilmelerinde kendilerinin aslında hiç suçu bulunmadığına yürekten inanabilselerdi, kimsenin kanını akıtmazlardı. "Kutsal"adını koyduğumuz her yerde "kurban etme"mekanizması da kendiliğinden devreye girer.
Heyecanlanmamalısınız, sinirlenmemelisiniz. Öfke zararlıdır; baş ağrısı yapar. Kendinize hakim olmalısınız, kendinizi kontrol etmelisiniz. Herkes en az bir kez haksızlığa
uğramıştır, bu normaldir. Bunu kabul etmek zorundasın.Anne-baba en iyisini ister. Bunların eksikliği insani bir şeydir. Onları affetmek zorundasın, sadece affederek sağlığına kavuşabilirsin.
İnsan, gerçekten sevdiği birinin tırnağının ucunun bile değişmesini istemez. Peki değiştirmeye çalıştığımız çocuğumuzu, hatta biteviye değiştirmeye çalıştığımız çocuğumuzu, nasıl gerçekten seviyor olabiliriz? Bize anne-babanın çocuğa sevgisinin ne oldu� yüzyıllarca yanlış anlatıldı.
Kadınların hiçbir zaman akıtmadıkları okyanuslar dolusu gözyaşı vardır, çünkü annelerinin sırlarını, babalarının sırlarını, erkeklerin sırlarını, toplumun sırlarını ve kendi sırlarını mezara götürmek üzere eğitilmişlerdir. Bir kadının ağlaması tamamen tehlikeli olarak değerlendirilmiştir, çünkü ağlamak, taşıdıkları sırların sürgülerini ve kilitlerini gevşetir.