Bir Kırgınlığın Arkeolojisi
Adını, gecenin en kuytu yerine gömdüm;
kimse bulmasın diye değil,
ben bir daha kendime rastlamayayım diye.
Çünkü bazı ayrılıklar,
iki insanın birbirinden uzaklaşması değildir;
bir ömrün kendi gölgesini yavaş yavaş inkâr etmesidir.
Ben seni kaybettiğim gün ağlamadım.
Asıl felaket,
bir sabah uyandığımda
sesini hatırlamak için gözlerimi kapatmak zorunda kalışımdı.
İnsan, hafızasının merhametine kaldığında
zaman artık takvimlerle değil,
eksilen yüzlerle ölçülüyor.
Şimdi içimde pas tutmuş bir sonbahar var.
Yaprak dökmüyor;
yalnızca her rüzgârda
biraz daha sessizleşiyor.
Ve bil ki,
en ağır yıkımlar gürültüyle olmaz.
Bir cümle yarım kalır,
bir sandalye boş kalır,
bir fincan soğur masanın üzerinde…
Sonra bütün bir hayat,
o küçük eksikliğin etrafında dönmeye başlar.