Zaman geçiyor. Bizler zamanın içinde yüzdüğümüz halde zamanın geçişini değil de, o geçtikten sonra, sadece geçmiş olduğunu hissedebiliyoruz. O da şakağa düşen aklarda, alnımızdaki kırışıklıklarda, bele yapışan lumbago ağrılarında, nihayet hastalıkta,ölümde...
Bir bakıma, hepimiz kurulu birer saat değil miyiz? Yaşama, bir kurulma ve çözülme, bir dolma ve boşalmadan başka ne ? Yaşlılıkta ölen, kurgusu biten; gençlikte ölen, zembereği bozulan... Eğitim, kültür bile az çok bir kurgu mekanizmasına benzetilemez mi? Kurarlar bizi, kurulduğumuz gibi konuşur hareket ederiz. Kimi hâlâ alaturka saat ayarı üzerine işler. Kimi Greenwich ayarıdır, kimi San Francisco... Bazımız ileri gider, kimimiz geride kalırız. Memleket saat, yahut standart ayarından ileri gidecek olursak, kanun denilen muvakkit başı tutat bizi geri alır. Daha kafası kızarsa, büsbütün durduruverir. Geri kalacak olursak... "Ileri alır " diyecektim ama geri kalana pek aldırmaz. Yurdumuz, yenicami duvarındaki ezani saat ayarı ile işleyen nice alaturka saatlerle dolu.