Bast neşeli ve hevesli bir yüzle Kvothe’ye doğru döndü. “Üniversite’nin altında ne
bulduğunu çok merak ediyorum.”
Kvothe belli belirsiz gülümsedi. “Merakını anlıyorum, Bast.” Gidip masaya oturdu.
“Üniversite’nin altında en çok istediğim şeyi buldum. Ama hiç de beklediğim gibi çıkmadı.” Tarihçi’ye kalemini almasını işaret etti. “Zaten gönlünde yatana kavuştuğun zaman hep öyle olmaz mı?”
"Sözcükler unutulmuş isimlerin solgun birer gölgesi gibidirler. Nasıl ki isimlerde bir güç gizlidir, aynı şey sözcükler için de geçerlidir. Sözcükler insanların akıllarında bir ateş yakabilir, en taş kalpleri bile gözyaşlarına boğabilir. Bir insanın sana âşık olmasını sağlayan altı sözcük vardır. Güçlü bir adamın iradesini kıracak on sözcük bulunur. Ama sözcük dediğin, bir ateşin resminden fazlası değildir. İsimse ateşin ta kendisidir.”
Konuya farklı bir açıdan yaklaşmayı denedim. “Nasıl yapacağımı bilmeden rüzgârı nasıl çağırabildim?”
Elodin ellerini sertçe çırptı. “Bak bu harika bir soru! Cevabı şu: Her birimiz iki farklı zihne sahibiz; bilinçli bir zihne ve uyuyan bir zihne. Bilinçli zihnimiz düşünür, konuşur, mantık yürütür. Uyuyan zihnimiz ise daha güçlüdür. Karşılaştığımız şeylerin içine bakar. Her şeyi hatırlar. Rüya görür. Bize sezgi kabiliyeti verir. Bilinçli zihin isimlerin doğasını anlamaz ama uyuyan zihin anlar. Bilinçli zihnin bilmediği pek çok şeyi bilir.”