Alp

Konuşmakta oldum olası zorlanmadım. Tam tersine; aklımdan geçenleri genellikle kolayca ifade edebilirim ve bu yüzden başım sık sık belaya girer. Fakat orada, Denna’nın önünde tek kelime dahi edemedim. Canım pahasına bile olsa aklı başında bir şey söyleyemezdim.
Sayfa 432·Kitabı okudu
Reklam
Kışın ilk günlerinde, mevsimin ilk karı yağdıktan sonra dışarı çıkın. Üzeri ince bir buz tabakasıyla kaplı bir gölet bulun. Buz tabakası henüz yeni ve cam kadar berrak olsun. Kıyıya yakınken buz ağırlığınızı rahatça taşıyacaktır. Biraz açılın. Biraz daha. Sonunda buzun ağırlığınızı ucu ucuna taşıdığı bir noktaya varacaksınız. İşte orada kendinizi benim hissettiğim gibi hissedersiniz. Buz ayaklarınızın altında çatırdamaya başlar. Aşağı baktığınızda beyaz çatlakların karmakarışık bir örümcek ağı gibi her yöne doğru yayıldığını görürsünüz. En ufak bir ses yoktur, ama ani ve sert titreşimleri tabanlarınızda duyabilirsiniz. İşte Denna gülümseyince bana da öyle oldu. Ayaklarımın altımda dağılmak üzere olan kırılgan bir buz tabakasında duruyormuş gibi hissettiğimi kastetmiyorum. Hayır. Buzun ta kendisi gibiydim. Çatırdıyor, Denna’nın bana dokunduğu yerden etrafa çatlaklar yayıyordum. Yerimde kalmamın tek sebebi beni oluşturan bin parçanın birbirine bağlı olmasıydı. En ufak bir hareketimde darmadağın olacağımdan korkuyordum. Belki de tebessümünün beni taşa çevirdiğini söylemeliyim. Bu ifade her ne kadar bir masal kitabından alınmışa benziyorsa da gerçeğe çok yakındı.
Sayfa 432·Kitabı okudu
O zaman bana gülümsedi. Tebessümü taç yapraklarını açan bir çiçek gibi sıcak, hoş ve utangaçtı. Dostane, dürüst ve biraz mahcuptu da. Bana gülümserken hislerim... Açıkçası hislerimi nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Yalan söylemek çok daha kolay olur. Yüz farklı hikâyeden alıntı yapıp size o kadar tanıdık bir yalan söylerim ki bir lokmada yutarsınız. Dizlerimin bağının çözüldüğünü, kalbimin sıkıştığını anlatabilirim. Fakat bunlar gerçek olmaz. Kalbim ne sıkıştı, ne de göğsümden kaçıp gidecekmiş gibi atmaya başladı. Öyle şeyler masallarda olur. Budalalıktır bunlar. Mübalağadır. Palavradır. Ama yine de...
Sayfa 431·Kitabı okudu
“O...” Kvothe başını öylesine eğmişti ki kucağındaki elleriyle konuşur gibiydi. “Ben ne yapıyorum?” dedi usulca, ağzı külle doluymuşçasına. “Bunun ne faydası var? Ben onun en ufak bir parçasını bile anlayamamışken onu sana nasıl tarif edebilirim?”
Sayfa 428·Kitabı okudu
“Güzel olmadığını söylemiyorum, Reshi,” dedi Bast hemen. “Onu gördüğüm zaman bana gülümsemişti. Tebessümü sanki... nasıl diyeyim... insanın içine işliyordu. Bilmem anlatabildim mi.” “Anlıyorum, Bast. Ne de olsa benim de onu tanımışlığım var.”
Sayfa 427·Kitabı okudu
Reklam