“Sen ki, ancak özgürken nefes alabilen birisin, kendini bana herhangi bir biçimde bağlanmış hissederdin, benden -evet, biliyorum, kendi uyanık iradene rağmen yapardın bunu- evet, benden bu bağlılık durumundan ötürü nefret ederdin.”
“Hayır beni tanımamıştın, o zaman tanımadın, asla, asla beni tanımadın. Sana o anın hayal kırıklığını nasıl anlatabilirim, bilmiyorum sevgilim -çünkü o zaman böyle bir kaderi, senin tarafından tanınmamak gibi ömrüm boyunca mahkum olacağım bir kaderin acısını ilk defa yaşıyordum ve şimdi de o kaderle ölüyorum: senin tarafından hiçbir zaman tanınmamış olarak.”
“Gerçekte senin bilincine, şimdi vadilerin, dağların ve nehirlerin ötesine olduğumdan daha uzak olduğumu elbette hissedemezdim, çünkü seninle benim parıltılar saçarak yukarıya dikilmiş bakışlarım arasında yalnızca pencerenin ince ve parlak camı vardı.”