Hz.Mevlânâ'nın şu öğüdü ne kadar çarpıcıdır:
Ey hak yolcusu!
Gerçeği öğrenmek istiyorsan;
Musa da, Firavun da ölmediler;
bugün senin içinde yaşıyorlar;
senin varlığına gizlenmişler;
senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar!
O yüzden birbirine düşman bu iki kişiyi sen kendinde ara!
Musa kıyamete kadar vardır.
Gerçek müminlerin yüzlerindeki işte o nurdur, başka nur değil; değişen sadece kandildir!
Başlangıçta günah zihinde tohum halindedir. Kul onu derhal söküp atmaya gayret etmelidir. Yoksa kök salıp filizlenir ve söküp atması zorlaşır. Daha sonra vesveseye dönüşür. Onu da insan nefis terbiyesi ve büyük bir ruhi çaba ile alt etmelidir. Aksi takdirde ondan şehvet ağacı boy atar. Derken günah aklı da, zihni de, idraki de esir alır.
Peygamberimiz davasını çöllerle kaplı bir coğrafyada tebliğ etti oğlum. Yaşadığı sıkıntıları biliyoruz. Onun ve ashabının çekmedikleri çile kalmadı. Bizler bambaşka bir coğrafyada dünyaya geldik. Çölün sıkıntılarını yaşamadık. Lakin hakikat odur ki oğul, bizler de insan çölüne düştük! Ömürlerimizi insan çölünde harcıyoruz.
Göz bakar da acep görür mü canı
Kulak işitir mi ruhun sesini
İnsan fırtınası sardı her yanı
Sevmedim dünyanın hengamesini
Kaktüsler büyüdü kalbin yolunda
Harcadım ömrümi insan çölünde
Terazi bozulmuş, kefesi kanlı
Adalet sarayı tutuşup yanmış
Hicap mahkemelik, doğruluk zanlı
Gül bilmeyen akıl küle inanmış
Sanki mülteciyiz yaban elinde
Harcadım ömrümü insan çölünde
Anne yavrusundan korkuyor şimdi
Ağaç yaprağından, çeşme suyundan
Denizler ırmağa akıyor şimdi
Katran damlatıyor kuşlar tüyünden
Feryadım kaybolmuş korku selinde
Harcadım ömrümü insan çölünde
Bir gün o cihangir kapı açılır
Dolunay görünür pencerelerden
Karanfil kokulu şerbet içilir
Muhacirler döner gittiği yerden
Rüyalar kimsenin kalmaz elinde
Harcadım ömrümü insan çölünde