Altını görünce gümüşten, gümüşü görünce bakırdan vazgeçmeyecek. Tagore gibi, "İstediğin zaman lambayı söndür. Senin karanlığını da tanır ve severim," diyecek.
Ya bu kaçıncı mektup! Ya bu kaçıncı yağmur! Mektuplar yırtılıyor, yağmur değil; yırtılan bir denizden yükselmişlerdir. Mektuplar yakılıyor, yağmurlar değil; kaynayan bir denizin emanetidir.
Eliot gibi, ölümün ne kadar çok kurbanı olduğunu çok az hatırlıyor ve çok çabuk unutuyoruz:
"Bir kış sabahının kirli şişe altında
Londra Köprüsü'nden bir kalabalık seli aktı
Bu kadar çok,
Ölümün bu kadar çok kurban olduğunu düşünmemiştim."