Rüya Dinçol

Rüya Dinçol
@Kebelenom
Lady Broch Tuarach
Beni derbeder ettiğin haziran başında kalmalıydın
Son olarak ise daha önce kaleme aldığım şeyleri buraya geçirerek bitiyorum. Neyi bitirdiğimi bilmiyorum ama çoğu şeyi mühürlemeye başladığımı hissediyorum. ÇÇ; Sana olan hislerimi sanrısı acıtıyor canımı. İlk başta gerçeklikten uzak, derin olmayan bir denizin güvenliğinde var olduğuna inanmıştım. Sonrasında ise o denizin gerçek derinliği karşıladı beni. Uçsuz bucaksız derinliğe sahip masmavi bir denizdi. Pırıltısı, her şeyi merak eden bir çocuğun gözlerindeki ile aynıydı. Çok saf olmasa bile çok kuvvetli dalgalarla çevriliydi. Tertemiz değildi belki o deniz. Yalanlar, kalp kırıklıkları, acılar, gözyaşları ile kirlenmişti çoktan. Ama yine de benim tek yüzmek istediğim yer orasıydı. Başka hiçbir denize girmek istemiyordum çünkü bedenimin sıcaklığını alan tek yerdi orası. Canımı acıttığın o kadar zaman var ki ama ben sana muhtaç gibi hissediyorum. Belki de öyleyim. Uzun süreler bunu kabul etmek istemedim. Ama başka hiç kimsenin sesi, kokusu, teni, ruhu, sıcaklığı beni bu kadar ele geçirmemişti. Daha önce aşk veya hoşlantı sandığım her şey çocukça ve ne kadar ahmakça kalıyormuş. Varlığın mutluluk kaynağı oldu benim için. Seni göremediğim her saniye nefret ettim hayattan. Yanımda olmadığın her an gözyaşlarına boğuyor beni. Üstümdeki bu tahakküm üzerine konuşmak istiyorum sadece öyle güçlü ki bu... sanki bir mıknatıs gibi. Benim için özel olarak tasarlanmış, etten ve ruh ışıltısından yapılmış bir mıknatıs... Benim için özel yapılmış bir eroinden farksızsın ve ben bu uyuşturucuyu kullanmadan nefes alamıyorum. Sana olan hislerimin saf bir aşk kaynaklı olmadığını bilsem de bana asalet temelli gibi geliyor. Başka kimsenin yaptığı bu kadar yanlışa tahammül etme ihtimalim yok benim. Doğrunla, yanlışınla sevdim seni. Bir paket halinde... Ama senin yaptığın yanlışlar diye girmek
Reklam
Aralığın dondurucu soğukları gibi...
Evet, nefret ediyorum senden. Senin aksine... Ancak sen bilmiyorsun ki nefret etmek için ne kadar sevmek gerektiğini. Nefret etmek için ne kadar çabalamak gerektiğini. Nefret etmem hacet senden. En çok da neyden nefret ediyorum biliyor musun? Sana hâlâ değer vermekten, tüm laflarını zihnimin uç bucak her yerine dağıtmaktan. Sense tahammül edemiyormuşsun bana. Ne denle söylersin bu cümleleri hangi maksatla olursa. Yerine koyuyorum kendimi. Yüzümün kızarıklığından bakamazdım şu anki halime. Nasıl yapabildin? Şimdi bile nasıl yapabiliyorsun? Sanırım alışmam gerek sana ve senin gibilerine. Umuda değil o lanet olası tacirlerine, iyiliğe değil iyiymiş gibi gözüküne, sevene değil mış gibi yapana ve arlanmadan, utanmadan hala burnunu senin hayatına sokmaya çalışanlara alış. Alış Rüya.
Parlak Ağustos Güneşi Tepemdeyken
Rüyalarımın son iki gündür karmaşıklığı beni hasta ediyor, ateşimi çıkarıyor. Sanki ince hastalığa yakalanmış gibi hissediyorum. Berbat hisler karmaşası bulandırıyor zihnimi. Bilinçaltımın oynadığı illüzyonların bu denli güçlü olması hem korkunç hem de garip. Neden böyle telakkiler doluyor beynime, neden midemin bulanması gereken yerde kelebekler uçuşuyor içine. Aslında biliyorum her şeyin doğruluğunu, yanlışlığını. Hem umudun da tacirinin de ne denli pis olabileceğini biliyorum. Her hastalıktan beterdir umut. Her acının isnat noktası odur belki. Korkmak gerek ondan, umudun tuzağına düşmenin gafletinin kıyısından bile geçmemek.
1000Kitap
Bir eylül akşamından
Kulağımda akan müzik gibi ulaşıyor zihnimin tüm hücrelerine. Tuttuğum gözyaşlarım akmasını beklediğim ama eğer akarsa uzun bir müddet bitmeyeceğinin farkında olduğum o berrak, tuzlu sulara sebep olması daha da boğazımı düğümlüyor. Onun yanında her geçen gün aslanın oynadığı etten farksız hissediyorum. Öyle bir karmaşa var ki içimde adını koyamadığım. Her saniye onun için gözlerim dolu dolu "deliriyorum" demek istiyorum. Bana olan ilgisinin daha karşı konulmaz bir şey olmasını istiyorum. Onun tarafından delilercesine olmasa bile yine de sadece tutkuyla değil naif bir şekilde sevilmek istiyorum. Onun nefesinden saflık kokusunu içime çekmek isterken şehvetten nefes bile alamıyorum. Canım her geçen saniye daha da yanıyor. Son 1 aydır tekrardan aklımın içine yerleşmesi dokunuyor sinirime. Rüyalarım o kadar da gerçek dışı olmayan anılardan oluşsa bile hiçbir şey eski yerini tutmuyor. Eskisi gibi olması için çabalasam da onun çabası benim emeklerim yanında bir hiç. Benim senin için hiçbir şey olduğunu biliyorum ancak beni gerçek anlamda sevmeni istiyorum. Söylediklerinden çıkmayacak, uslu kızın olmaya razı olsam da eskiye geri dönüş yaşanmıyor.
Mayıs ayındaki o ihtiras dolu hislerin izdüşümü sanki.
ÇÇ’a Neden devam ediyor bu bitmek bilmeyen cefa? Neden süremiyorum bu umutsuzluk silsilesinin sefasını? Tek istediğim, bedenimin sıcaklığına değil, ruhumun fısıltısına değer vermen... Biliyorum, belki de en gerçekleşmeyecek rüyadan farklı değil bu. Sana neden kapılmaya başladığımı bilmiyorum. Ama bu akıntı beni korkutuyor. Başlangıçta güllük gülistanlık gözüken, sadece gönül eğlendirmek üzerine kurulu olan bu düzenin altüst olmaya başlamasına dayanamıyorum. Dayanamıyorum seni sevmeye. Adın söylendiğinde kalbimdeki kuşun ötmesi korkutuyor beni. Senden bahsedildiğinde gizlice kulak kesilmem ürpertiyor tüm bedenimi. Beni bir parça etten farklı görmeyen birisine derin bir şeyler hissetmeye başlamak, canımı acıtıyor sadece. Kendimi güçsüz ve aciz hissediyorum bunları düşünürken. Ama sen yanımda olduğunda öyle değil işte. Beni sanki dünyadaki en büyük kötülüklerden koruyacakmışsın gibi hissediyorum. Sen yanımdayken penceremden güneş boy gösteriyor. Güneşin ışıkları tenimle buluşuyor; ısıtıyor ve yakıyor. Dayanamıyorum göz göre göre başkasıyla konuşmana. Dayanamıyorum başka kızın adını yanımda anmana. O zaman nefret ediyorum işte senden. Beni öylesine bir arkadaştan farklı görmediğinde... Ancak bir yıldırım çarptığında aramızda, en sevdiğim sen oluyorsun işte. Kalbimin kapısında bekleyen muhafız oluyorsun. O narin kalbin kapısını açacak tek anahtarın sende olduğunu biliyorum. Neden canımı acıtmaktan keyif alıyorsun peki? O yağmurlu havadaki yıldırımın farkında olup neden güllük gülistanlık, tatlı esintili, bol kavurucu bir yaz günündeyiz gibi davranıyorsun?