ikiser ikiser karsihkh zit noktalarda yer aldiklarindan, söz konusu islevlerin arasinda bazi ayriliklar belirir. Bunun en açik örnegi duyum ve sezgidir. Duyarh biriyle sezgileri güçlü birinin nesneleri irdelemelerini dikkatlice izlediginizde aralarindaki karsitligi hemen sezersiniz. Temel konumlar bakislarindan belli olur. Nesneleri oldugu gibi gören kisi on-lari gözlerinin bakis dogrultulari arasina yerlestirerek söyle böyle izler: Bu duyarh kisidir. Sezgili kisi, nesneleri 1gtldayan bakiglariyla kaplar, sarar (Goethe' nin gözleri buna iyi bir ör-nektir). Sezgili kisinin aslinda nesnelere bakmadigini anlaya-bilirsiniz; nesneleri çevreleriyle birlikte algilar. Önemsiz bir veri kabul ettigi nesnenin kendisini gözlemlemekle yetin-mez. Tanimaya can attigi, nesnelerin durumu, geçmisi ve ge lecegidir. Bu nedenle nesnelerin bütünlügune yonelir, olaylarda nasil yer aldiklarini, gelecekte ne olacaklarini ögren-mek istercesine özel dogalar ve özgül yasamlar üzerine bilgi edinmek ister. Birinin sezgili tip sinifina girip girmedigini bakislarnin isildamasindan anlayabilirsiniz. Bu bakis, du-yarh tipte bulunmayan, nesnelerin gizemini parçalama yol-larini ararcasina onlari yoklayan, isini andiran canl bir ba-kistur. Nesneleri göründükleri gibi görmek istiyorsaniz, çevresini fark edemezsiniz, dikkatinizi yani basindakilere yo-gunlastiramazsiniz. Oysa, gözlerinizi nesnelere dikmeli ve olabildigince çabuk bir süre içerisinde nesnenin çevresiyle ilintilerinden ortaya çikanlari çekip almalisiniz.
Benzer aykirilik, düsünceyle duygu arasinda da vardir.
Düsünmek, dogru düsünmek, mantiginizin sesine kulak vererek düsünmek isterseniz, ayni anda duygusal olamazsiniz.
Çünkü kalbinizin sesi düsüncenizi yolundan saptirabilir!
Kurbaganin is biyolojisi üzerine düsünürken, ayni anda
"Oh! Minik