Başı hep eğikti onun, dokunurdu içime mağrurluğu. Gün batmak üzereydi, rüzgardan dolayı etrafımızda yapraklar uçuşuyordu. Bense kuşları takip ederdim kaybolana kadar, güneşin vedasına ve gökyüzünün cazibesine kapılırdım.
"Şu başın hep eğik!" Aldırmadı kızmama. İçimi iyice kaplayan öfkeye yenilmemek için tuttum kendimi ve fark etti bunu. Omzunu salladı umursamazca ve önümden ilerlemeye başladı. Soğuk havayı çektim içime gidişini izlerken. Sırtına yüklediği dünyayla çatışması bittiğinde anlayacaktı, daha vardı. Çok geç olmaması dileğiyle.