Takılıp kalıyor aklım oraya. Saatlerim, günlerim, gülüşlerim usul usul soluyor sonra. Anneme varamıyorum, diye içten içte haykırdığımda 9 yaşındaydım. 11 yıl geçmiş tamıtamına aradan. Bu gece yine böyle düşünüyorum. Değişen ve değişmeyen şartlar hakkında fikirler belirtiyorum. Daha çok soru doğuruyorum daha çok kaos.. bilemiyorum. Sorun ne, sorun ne, sorun ne... Sorulardan yolumun sonu yok gibi bir gece, yine.
Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar
Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın
Tam karşıma dikilmişti, yine. Seven sevdiğini dinlerdi, öyle değil mi? Söylemiştim. Karşı karşıya kalmayı sevmediğimi bilmesi gerekirdi. Yine karşımdaydı işte. Halbuki hemen yanımda dursa, başımı ona usulca çevirip gülümseyerek baksam?
Hayal kırıklığım olmayı istemiyormuş. Öyle söyledi. Hayal kırıklığı.. güldüğümü hatırlıyorum kelimenin nahifliğine. Halbuki benim hissettiklerim kalbimi parçalayacak cinstendi. Bu iki kelime yetmiyordu anlamlandırmaya acımı. İlk orada dönmeyi öğrendim sırtımı, dik durmayı, güçlü olmak zorunda olduğum zamanlar olacağını..
Değil bu satırlarım bir adama. O küçük kıza ve büyüyen yalnızlığına yalnızca..
Senin, güzelliğini parlak gözlerle izlediğin insanlar, neden duruşuna nefretlerini çekerler ki? Oturduğum masadaki insanların gözlerinde teker teker inceledim bu sorunun cevabını. Sevdiğim insanlardı. Hep parlasınlardı.. neden ama? Sana yöneldiğinde bakışlar hayranlıkla, o an, niye bakarsın ki bana hasetle? Etmeyin bunu bana sevdiklerim, etmeyin işte. İyiliğinizi istediğim her saniyeme sızlamasın benim içim, yüreğimi dökeceğim vakit aklımda belirmesin şüphe tohumları. Belirmesin. Gelemem ben böyle kötülüğe, siz de gelmeyin.