Sana katılmak arzusuyla çıktım yola, yıllardan beri böyle bu. Bilenler bilmeyenlere anlatır. Böylece düşüm de dağlarım da senden yana olur. Saçın nereye eserse oraya yönelir, parmağın nereyi gösterirse orayı bilir. Olmasın ya da olsun, ne fark eder? Bilmediğim zamanları yoldaş ettiğim ömrüme senin varlığın olsa ne olur olmasa ne olur? Nasıldı o gecen, nasıldı sabahın? Yine de bil.
Bilme.
Gözlerin o yürüyüş yolunda her adımımda büyüyor, sığmıyor göğe. Neredesin peki?
Söyle.
Söyleme.
Sen aslında her şeysin, her son, her başlangıçsın.
Görme.
Dik durma zorunluluğunu kim koydu omuzlarıma? Bir kere de eğilsem ya, çöksem dizlerimin üstüne? Tutmak mecburiyetinde kalmasam şu lanet yaşlarımı? Evet, lanetim oldular onlar. Nerede kaybettim yaşlarımı? Şarkılar anlamlılaştıkça fark ettim en önce. Melodiydiler sonra sözlere döndüler. Aynadakini tanımayınca yıkıldı dünyam başıma. O kınadığım insanlar gibi yerleşmişti yüzüme sahte çizgiler. Yine de tanımadım düşme hakkını kendime. Aynalara bakmadan da yaşanırdı, öyle değil mi?