Yirmi üç yaşında, yani üniversiteyi bitirdiğim yıl sokaklarda yattım. Çöplüklerden bulduklarımla karnımı doyurdum. O zaman öbür insanların gözlerinde yücelttiği kavramlar: para, ev, araba, eş, çocuk, statü... bana çok ucuz göründü. Günümün büyük bir kısmını kaldırım kenarına uzanıp, gözlerimin kör olduğunu sanıncaya kadar güneşe bakmakla geçirirdim. Bu sürede hiç aşık olmadım. Dolayısıyla hiç acı çekmedim. Bilmiyorsanız size de söyleyeyim: Aşk acı çekmektir.
Bazı insanların hayatları düz bir çizgiye benzer, bir başka deyişle: tekdüzedir. İşte bu insanlar bu düzenin dışında bir şey yapmaya kalkışırlar. Yani düz hayat çizgilerinde küçük zigzaglar diyebileceğimiz türden şeyler. İşte ben kardeşimin hayatında bu küçük zigzagları oluşturuyorum. İyi para kazandığı bir işi, karısı ve üç çocuğu var. Her salı, her çarşamba, perşembe ve cuma, yaptıkları şeyler birbirinin aynısıdır: