Nietzsche ancak uçurum kenarında dans eden bir tanrıya inanabileceğini yazmıştı. Cioran ise okurunu uçurumun kenarında gezdirip, kader denen ifritin gözlerine bakmaya zorlar ve Eyüp'ün irin dolu yaraları kadar anlamsız uçurumun boşluğunda ruh ferahlar. Kendi hayatının sürgünü insana boşlukta yuvasını bulduran, tam da bu “Cioran etkisi"dir. Ölüm, ıztırap, gözyaşı, uykusuzluk, acı, kader, intihar, kaygı, sıkıntı üzerine anadilinden sürüldüğü yabancı bir dilde kanaviçe gibi işlenmiş aforizmalarla boy gösteren bu "Cioran etkisi,” hayatta kaybolmuş bütün ruhlara bir yaşama enerjisi verir. Büyük bir paradokstur bu; hayatın anlamsızlığını ifşa ederek yaşama sevinci veren "Cioran etkisi": İntihar fikrinin gölgesinde yeşeren bir yaşama sevinci. Tutarsızlıklarından utanmayan, onları gizlemeye çalışmaktansa insanların gözüne sokmayı tercih eden bu üslubun arkasında, bütün sistem felsefelerine büyük bir meydan okuma yatar.