Mizgin, sessiz bir kafede cam kenarında oturuyordu. Karşısındaki adam konuşuyordu ama onun zihni artık çok daha sessiz bir yerdi. Sözler, daha önce duyduklarının yankısıydı. "Ben hazır değildim", "sen fazla iyiydin", "ben seni hak etmedim"…
Hak etmedi belki gerçekten. Ama Mizgin de hak etmediği kadar yorulmuştu.
Bir zamanlar sevgi demek; sabretmek, anlamak, düzeltmekti onun için. Yaralı adamları sevmeye çalıştı. Onları yormadı, yük olmadı. Hatta onlar için kendinden vazgeçti.
Ama sonunda hep o yaralandı.
Her defasında biraz daha sustu. Gözlerinin içi biraz daha az parladı. En sonunda, bir sabah aynaya bakarken kendine sessizce şöyle dedi:
"Mizgin, artık kendini kurtar. Enerjin kötü yatırımlar için fazlasıyla pahalı."
O günden sonra değişti her şey. Artık hiçbir erkek onun içinde ne eksik olduğunu düşünmesine neden olamazdı. Artık birini sevmeden önce, kendisine sadıktı.
Ve şimdi yine biri karşısında bir sürü cümleyle savunmaya geçerken, Mizgin başını hafifçe eğdi ve tek bir şey söyledi:
"Ben artık kendimi yarı yolda bırakmam."
Kalktı ve gitti. Bu defa bir kalp kırılmadı. Çünkü onun kalbi artık kendisine emanetti.