Kimse ortaya çıkıp nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz? Diye soramıyordu, sormak cesaretini gösteremiyordu. Şark'ın alışık olduğu miskin bir tevekkül içinde susuyordu.
Abdülhamid devrinde okuması ve yazması olmayan paşalar da vardı ve yekunu bir hayli kabarıktı. Bunlar, Padişah'a itimat telkin ettikleri için en yüksek askeri rütbelere gelmiş kimselerdi.
Benim okula girdiğim bu ilk gün, en ziyade dikkat nazarımı çeken şey, talebelerin abdestsiz ve adeta zorla namaza götürülmesi olmuştu. O zamanki Harp Okulu'nun mevcudu iki bini aşıyordu. Buna mukabil mektepte ancak yedi-sekiz su musluğu vardı. Talebelerin ve hatta subayların hepsinin abdest alabilmesi zaman bakımından imkansızdı. Dahiliye subayları, talebeleri bilerek aptestsiz namaza götürmeye razı olmuşlardı. Ancak kendilerine bir bakımdan hak vermek de lazımdı. Çünkü istisnasız olarak her gün beş vakit cemaatle namaz kılmak için padişahın iradesi vardı. Bu iradeye kimse karşı gelemezdi.
Doğum tarihini Atatürk de bilmezdi. Cumhuriyet devrinde doğum yıl dönümünü kutlamak için kendisine müracaat edenlere “İtiraf ederim ki, ben de bilmiyorum. Eğer lütfedip bir gün yapmak istiyorsanız, en münasibi 19 Mayıs'tır.” Dediğini hatırlarım. Mustafa Kemal, belki 19 Mayıs'ta doğmadı. Fakat 19 Mayıs, Türk'ün ve Atatürk'ün tarihte en mesut olayının cereyan ettiği gündür.