Müslüman olan Hristiyan bir kadın, İslam'ı seçme nedenini şöyle anlatıyor:
"Günah işlediğimde rahibe gider ve ona işlediğim günahları anlatırdım. Rahip beni önünde eğilmeye (secde etmeye) zorlar ve kendisini yeryüzündeki (İlah) yerine koyardı.
Eğer rahip bağışlarsa gökteki Rab de bağışlardı; yani aracı olan rahip olmadan bağışlanma yoktu!
İşin kötüsü, rahip tüm sırlarımı biliyordu.
Ancak İslam'da, bilerek veya bilmeyerek bir günah işlediğimde, hiçbir aracı olmadan doğrudan Yüce Rabbime yöneliyor ve bir peder veya rahip gibi hiç kimse sırlarımı bilmeden Rabbimden af diliyorum.
Rahibin neden sırlarımızı bildiğini ve bağışlanmanın neden sadece onların aracılığıyla olduğunu öğrenmek istediğimde İslam'ı araştırdım ve Kur'an-ı Kerim'in şöyle dediğini gördüm:
"Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını), rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolunmuştu. O’ndan başka ilâh yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır." (Tevbe Suresi, 31)
Ve Kur'an-ı Kerim'deki şu güzel ayet beni çok şaşırttı:
"Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm. Şu halde benim davetime gelsinler ve bana iman etsinler ki doğru yolu bulabilsinler." (Bakara Suresi, 186)
İslam nimeti için Allah'a hamdolsun; en büyük nimet olarak bu yeter.
Allah'tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah'ın elçisidir."