"Aile her zaman kan bağı değildir.
Hayatınızda sizi kendi yaşamlarında isteyen insanlardır, sizi olduğunuz gibi kabul edenlerdir.
Sizi gülümsetmek için her şeyi yapabilecek ve ne olursa olsun sizi seven kişilerdir."
-Maya Angelou
"Güvercinle satranç oynama. Güvercin taşları devirir, tahtanın her yerine pisler ve sonra oyunu kazanmış gibi ortalıkta dolanır." Sanırım bugüne kadar duyduğum en muzip ve gerçekçi tespitlerden biri olabilir bu. Kime ait olduğunu aradım ama bulamadım. Bulsam tebrik edecektim sözün sahibini. Gerçekten kiminle konuştuğunu, kime ne anlatmaya çalıştığını seçmelisin. Bazı insanlar vardır ki sen ne yaparsan yap, aynen bu hikâyedeki güvercin gibi davranır. İşin kötüsü, sen kendini sorgularsın; acaba ne yanlış yaptım diye.
Diğer insanların sevmediğimiz bir özelliği olunca ve o özellik biraz canımızı sıkmışsa o insanı komple hayatımızdan çıkarmak istiyoruz bazen. Ama şunu fark ettim, birilerini hayatından çıkarınca yerine başkalarını almak mümkün olmuyor her zaman, hele ki yaş ilerledikçe. Ve bence insanlara ihtiyacımız var; iyi hissetmek için, sohbet için, arkadaşlık için. Ayrıca biraz kurcalayınca herkesin kötü yönleri olduğunu göreceksin. Bir insanın sevmediğim bir özelliği, eğer aşırı rahatsız edici değilse ve bana zarar vermiyorsa, o insanın o özelliğini sevmiyorum; o özelliğin aktif olduğu zamanlarda onunla görüşmüyorum. Cimri bir arkadaşla yemeğe çıkmam, tatile gitmem ama sohbetini seviyorsam sohbet edebileceğim başka ortamlarda buluşurum. İnsanları parçalı sevmek mümkün.
Erken çocukluk döneminde yaşanan büyük travmatik deneyimler ya da küçük yaşlardan itibaren ailenin günah keçisi olarak büyümek, içinde kocaman bir suçluluk duygusuna sebep olabilir. Bu dönemde çocuk her şeyin kendisiyle ilgili olduğunu zanneder. Biri ona kötü bir şey yaptığında bile bunun kendi hatasından kaynaklandığını düşünebilir. Ve bazı ailelerde, ebeveynden biri ya da ikisi karşılaştıkları tüm sorunların kaynağı senmişsin gibi davranmışsa bu suçluluk duygusu senin içinde asılı kalır.