Ayrılırlarken Halis Bey ayaküstü milattan sonra altıncı yüzyılda yazılmış bir ansiklopediden söz etti. Dediğine göre, bu ansiklopedinin yazarı önsözünde ansiklopedisini "dünyaya yeni gelen okurlar için" yazdığını belirtmişti. Halis Bey bir an durdu, sonra Ayşe'nin gözlerinin içine baktı ve "Biz de ansiklopedimizi onlar için yazalım!" dedi.
Yorulunca çömeldiğiniz yerden kalkıyor, güneye doğru alabildiğine uzanan kumsala bakıyorsunuz. Vaz mı geçsem, diye düşünüyorsunuz, daha başındayken vaz mı geçsem? Belinizde berbat bir ağrı, parmaklarınız boya içinde ve kumsalda belki daha binlerce düz, pürüzsüz taş var. Ama siz de biliyorsunuz, taşların çokluğuna, kumsalın uzunluğuna aldırmadan sonuna kadar gideceksiniz. Bir anlamı olup olmadığını düşünmeden, bilmeden. Bilmemeyi zaten çoktan sahiplenmiş, ona kendi adınızı vermiştiniz.
"Niyetim insanlardan öğrendiklerimi derleyip toparlamak. Kitaplardan, filmlerden değil, doğrudan insanlardan öğrendiklerimi!" Sonra derin bir nefes alıp şöyle dedi: "Hoş, kitaplardan ve filmlerden öğrendiklerim olmasa insanlardan da pek bir şey öğrenemezdim."