Taşlıcalı Yahya Bey'in Sultan Mustafa mersiyesi şöyle başlar:
Medet, medet, bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel celalîleri aldı Mustafa Han'ı
Tolundu mihr-i cemali, bozuldu erkânı
Vebale koydular al ile Âl-i Osman'ı.
Yalancının kuru bühtanı, buğz-i pinhanı
Akıttı yaşımızı, yaktı nâr-ı hicranı!..
N'olaydı görmeyeydi bu macerayı gözüm..
Bir beyti atasözleri arasına karışmış, yüz binlerce Türk'ün hafızasındadır:
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.
Her iyiliğin kaynağı adalettir, adil olmayanın elinden çıkan iş kötü iştir. Peygamberimiz, "Bir günün adaleti yetmiş yıllık ibadetten üstündür" buyurmuştur. Öyle insanlar vardır ki, ellerinde fırsat yokken salih, âbid ve zahid görünürler, ellerine fırsat geçince nemrut kesilirler.
Kendisinden sonra Osmanlı tahtına oturan yirmi yedi padişah o hazinenin kapısında mühürlerini kullanmaya utandılar, Hazine-i Hassa'nın kilidi üstünde dört asır Yavuz'un mührü kaldı.
"Hasan, bu ne haldir?.." diye sordu, Hasan:
"Padişahım" dedi, "Cenab-ı Hakk'a teveccüh edecek zamandır..."
Yavuz yüzünde acı bir tebessümle:
"Çocuk, sen beni bunca zamandır kiminle bilirdin?.." dedi.