İşte ondan sonra kardesim Hidayet, insanlığa öfkem başlıyordu; belki de ilk öfkelerimi bu oyunlar sırasında duymuştum. Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum. Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anliyor musun oğlum Hidayet? oyuna geliyordum. Oyuna gelmemeliydim bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanik kalmalıydim; baskalarinin rüyalarını görmemeliydim. Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince de onlarin bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendini beğenmisliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum.
Onlari kıskanıyordum onlari beğenmiyordum. Oynadiklar oyunu hiç anlamiyorlardi. Yasamak istiyorlardi; en çok buna kızıyordum.