Sanki, bütün bu çevremdeki yeşillik Cennet'miş, sanki bütün bu tazelik, hafiflik ve dingin sarhoşluk, Tanrı'ymış gibi içimi, garip bir neşe sardı. Tanrı'yı her maskenin arkasında ayırt edebilene ne mutlu! O, bazen bir bardak serin sudur, bazen dizlerimizde oynayan bir oğul, bazen çapkın bir kadın, bazen de küçük bir sabah gezintisi.
Artık çok gürültülü, dinsiz kentlerde karşılaşılan büyük katedraller, boşalmış kabuklardır diye düşünüyordum; yağmurların ve güneşin aşındırdığı, yalnız iskeletleri kalmış tarih öncesi canavarlar.
Büyük sır! Dünyaya özgürlüğün gelmesi için bu kadar cinayetler ve alçaklıklar mı gerekli yani? Çünkü, oturup sana işlediğimiz cinayetlerde yaptığımız alçaklıkları saysam tüylerin ürperir. Fakat sonuç ne oldu? Özgürlük! Tanrı yıldırımlarını atıp bizi yakacağına özgürlüğü veriyor? Hiçbir şey anlamıyorum!...