Herkese merhaba.
Dün kampüste haber yazıyordum, birden çok sert bir rüzgar esti ama nasıl tarif etsem; gerçekten insanlara tokat atarcasına birden bire esti, havaya uçan şeylerin insanların yüzüne vurduğu oldu. Fakülteme girip sıcak bir kahve aldım ve haber metnimi yazmaya devam ettim. Ama o sıcacık kahveyi buz gibi üşümeme rağmen içemedim, bilmiyorum, içim almadı. Gazze geldi aklıma, oradaki çocuklar, bebekler geldi. Güncel durum bildiren sitelere girip kontrol ettim. Anladım içimin neden o sıcak kahveyi almadığını. O birden bire tokat gibi çarpan rüzgarın neden estiğini anladım. İçim yine kan ağladı, yutkunamadım. Bir bebek gördüm ya bebek bebek donmuş. İnanabiliyor musunuz? Bebek donmuş, ölmüş. İnsanların evleri yok, delik deşik çadırları bile yok denecek kadar az... Donuyorlar, mecazen demiyorum gerçekten donuyorlar. Kanalizasyonları patlatıyorlar o pis suların altında kalıyor insanlar. Ben daha ne diyeyim? Susturmayın vicdanınızı, susmayın, sessiz kalmayın.
Gazze’de kış bir mevsim değil, ölümün soğuk hali.
Bir bebeğin vücudu soğuğa dayanamaz.
Biz bunları görüp sessiz kalırsak, o soğuğun bir parçası da bizim kalplerimize işler.
Bizler üşüyor muyuz? Hayır. Hepinizin evinde kalorifer var soba var en kötü battaniye var en en kötü eviniz var hadi çok daha kötü dışarıda kalsanız bile -ki benim sözüm dışarıda kalanlara değil dışarıda kalıyor olsaydınız telefondan bunları okuyamıyor olurdunuz zaten- en azından kanalizasyon suyunu patlatıp altında bırakmıyorlar sizi.
Ama Gazze’deki her çocuk, her gece ölümü bekleyen bir soğukla savaşıyor.
Bu acı sadece onların değil, hepimizin sınavı unutmayın, asıl sınav olan bizleriz.
Gazze'deki kışı gördükten sonra haber metnimi yazmayı bıraktım ve nasıl yardım ulaştırabileceğimizi araştırmaya koyuldum, dünden beri milyonlarca siteye