Hayat bana; birisinin durduk yere pencere açtıran derdi değil, nefessiz kaldığında hayata tutunmak için koştuğu pencereden gördüğü gökyüzü olması gerektiğini öğretti. İnsan insana, her şeyden önce nefes veren o pencere olabilmeli.
Aramız iyi sandığım insanlarla aslında ben çabaladığım için iyi olduğumuzu çabalamayı bıraktığımda, yanımda sandığım insanların da aslında yanımda olmadıklarını onlara koşmayı bıraktığımda anladım. Geç kalınmış ama insanı güçlendiren bir farkındalık bu.
En önem verdiğim şey hayatımdaki insanın yanında olmasam bile beni de hesaba katarak davranması. Duruşu, davranışı bile beni hesaba katarak olmalı. Asıl bağlılık budur, yanında değilken de varlığına saygı göstermek ve bunu yaparsam nasıl hisseder diyebilmek.
“Benim savaşım artık kendimle.. Başka birine ne kinim, ne öfkem ne de başka düşüncem var. İnançlarımı sorgulamaya, pişmanlıklarımı onarmaya, kaybettiğim yolu bulmaya, içimdeki çocuğu bir şekilde yeşilliklerde koşturmaya çalışıyorum. Yormayacağım aklımı ve ruhumu başka bir şeye.”