Ne yazık ki kadınlar en çok kendilerine acımasız davranılmasından zevk alır. Son derece ilkel içgüdülerr sahiptirler. Her ne kadar biz onları çoktan azat etmiş olsak da hala efendilerini bulmaya can atan köleler olarak kalmakta ısrar ediyorlar. Kadınlar kendilerine hükmedilmesine bayılırlar.
Bir de karşılaştığımızda hemen eski anıları yâd etmiyorlar mı? Ah kadın hafızası! O ne korkunç şeydir! Kadın hafızası müthiş bir zihinsel durağanlığın dışavurumudur. Kişi yaşamın tüm renklerini doyasıya içine çekmeli fakat ayrıntıları aklında tutmamalıdır. Ayrıntıları hatırlamak görgüsüzlüktür.
"... yaşamdaki gerçek trajediler sanatsallıktan öylesine uzak oluyor ki bizi yontulmamış şiddetiyle, tutarsızlığıyla, anlamsızlığıyla, zarafetten uzak biçimsizliğiyle yaralıyor. Gerçek trajediler bizi bayağı olayların etkilediği gibi etkiler, kaba kuvvete maruz kaldığımız izlenimi yaratırlar; bu yüzden de isyan ederiz. ama bazen, güzelliğe dair sanatsal öğeler taşıyan bir trajedi gelir başımıza. Eğer bu güzellik öğeleri gerçekse olayın bütünü bize hitap eder ve üzerimizde dramatik etki yaratır. Bir de bakarız birdenbire oyuncu olmaktan çıkmış seyirci olmuşuz. daha doğrusu aslında hem oyuncu, hem seyirciyizdir. kendi kendimizi oynarken izler, gösterinin olağanüstülüğüne kapılırız."
"İyi niyetli girişimler bilimsel yasalara müdahale etme girişiminden ibarettir ve sonuç vermezler. Bu davranışların kökeninde katışıksız bir kibir yatar; sonuç ise kocaman bir hiçtir. bu tür girişimler arada sırada saf, temiz duygular yaşama lüksünü bahşettiği için zayıf insanlara çekici gelir, hepsi bu. Bu tür davranışlar hesabınızın olmadığı bir bankadan yazılan karşılıksız çekler gibidir."