Martin Eden, Jack London tarafından, yazarın kendi hayat hikayesinden esinlenerek yazılmış yarı-otobiyografik bir romandır. Kitapta London, insanları burjuvalar ve alt sınıf olarak iki gruba ayırır. Alt sınıfa ait, basit bir denizci işçisi olan Martin, burjuvaların bilgi ve düşünce düzeyi karşısında hayrete düşer ve onlara benzemek ister. Bu nedenle denizciliği bırakarak kendini geliştirmek için çalışmaya başlar.
----------(SPOİLER UYARISI!)-------------
Martin, yeteneklerini keşfeder ve her gün kütüphaneye giderek Nietzsche, Karl Marx, Thomas Carlyle, Arthur Schopenhauer ve özellikle Herbert Spencer gibi yazarların kitaplarını büyük bir dikkatle inceler. Bu süreçte, Ruth adında burjuva sınıfından bir kızla tanışır ve ona aşık olur. Ancak Ruth, Martin’in belirli bir geçim kaynağı olmadığı sürece onunla evlenmeyeceğini söyler.
Bunun üzerine Martin yoğun bir şekilde çalışır ve kendi çabasıyla ciddi anlamda gelişir. Başlarda kendin dilini bile düzgün konuşamamasına rağmen zamanla dile, sözcüklerin sınırsızlığına ve anlamların derinliğine aşık olur; bu, onun deyimiyle “başını döndüren, güzelliğin bir niteliği”dir. Edebiyat için yaratıldığına inanır ve yazmaya başlar, yazarlıkta acemi olduğunu düşünür; amacı çok iyi bir yazar olarak, Ruth ile evlenebilmek için iş sahibi olmaktır.
Martin, yazılmış ve ilgi gören kitapları saatlerce inceler, neden iyi olduklarını ve kendi yazılarını nasıl geliştirebileceğini analiz eder. Her gün binlerce sayfa yazar ve denizcilikten kazandığı parayı yazılarını yayınevlerine göndermek için harcar. Öyle ki, beslenmeye ayırdığı parayı bile yazılarına kullandığı için açlıkla mücadele eder ve kalan eşyalarını rehin vererek yazılarını postalar. Uzun süre yazıları reddedilen Martin, daha çok çalışır; günlerce uykusuz ve aç kalsa da yazmayı