İnsanlara, fark etmedikleri bir yerden bakmanın,
onların kalplerindeki perdesiz pencerelerinden içeriye
davetsiz misafir gibi girmenin bir yolu olduğuna
inanıyordu.
Sence de dört, Tanrı’nın evrene vurduğu gizli mühür
değil midir? Göğün pusulası da dörde bölünmemiş
midir mesela? Doğu’nun doğurucu ışığı, batının vedası,
kuzeyin soğuk nefesi, güneyin yakıcı soluğu… Hepsi
bizim yolumuzu aydınlatmak için var olan dörtlerdir.
Mezarda bile açan o çiçeği görmez misin sen
Sanchez? Ölümün bağrında bile sevginin melodisi
vardır. Sen taş değilsin ki kalbin de taşlaşsın. Sen,
Tanrı’nın parmak uçlarından süzülen ilahi bir ezgisin.
Sen onun ilahin bir melodisisin
İnsan bazen yaşadığını ancak bir başka canlıya
dokunduğunda fark ederdi değil mi? İsimler de tıpkı
böyle doğardı. Biri söyleyince değil, diğeri duyunca…