"Bütün bu misaller bize, Osmanli Devleti sınırlari icinde mürtet vakasının zaman zaman meydana geldiğini ve bu suçu işleyen şahıslar için en azından bizim görebildiğimiz kadarıyla klasik dönemde 'katl cezasının tatbik edildiğine dair kesin bir delilin olmadığını göstermektedir."
Giriş kisminda anakronizmden bahsediyor olmamızın anlamı da yaklaşık olarak bunu anlatabilmek içindi. Örnegin biz bugün İstiklal Marşı'na, toplumu birleştiren simgesel bir unsur olması sebebiyle saygı duymaktayız. Oysa 1200 yilındaki bir insana "Bir şiire müzikle beste yapacağız, buna saygısızlık yapanlarin devletle problemi olduğu düşünülecek." deseydik muhtemelen söylediğimizden pek bir şey anlamazdı. Onun bizim çağımızı değerlendirirken "Bir şarkıya saygısızlık edeni cezalandıriyorlarmış."biçiminde bakışı nasıl anakronik olacaksa bizim bu konuyu değerlendirme seklimiz de bu bicimde anakronik olacaktır. Kültür tarihi açısından böylesi bir garabetle Islam tarih yorumlanmaya çalışılmaktadır
İbn Hisam onun eserinden uvdurma olduğunu düşündüğü rivayetleri ayıklayarak Siyerini yazmıştır. Bu eseri İbn İshak'ın eserinden daha meshur olmustur. Ibn Hisam incelemekte olduğumuz rivayeti eserine almamıştır. Bu rivayetin uydurma olduğunu düşünmesi oldukça makul görünmektedir.
İbn İshak uydurma rivayetler nakletmesi sebebiyle çokça tenkit edilmiştir. Bırakınız kitabındə bulunanların sahih olarak ele alınmasını, kendisinin güvenilir bir ravi olmadığı yönünde çokça söz söylenmiştir. Bu sebeple bir rivavetin ilk olarak onun Siyer'inde geçiyor olması rivayet hakkında kuşkulanmak için bir alamet sayılabilir. Ahmed b. Hanbel'in "Üç seyin asli yoktur. Melahim, tefsir ve megazi." sozü usul eserlerinde meshur olmustur. O bu sözle hadisciler nazarında tefsir, siyer/tarih kitaplarındaki rivayetlerin kıymetini özetlemis olmaktadır. Zira bu eserler çok ciddi miktarda zayif ve uydurma rivayet barındırmaktadır. İbn İshakn Siyer'i bunlardan birisidir. Tefsir alanında Mukatil bunun benzeri bir örnektir.