Bugün hayal edebildiğimiz ve ongorebildigimiz kadarıyla, beynimizin kapasite anlamında ne kadar kullanıldığında dair bir düşünürsek, aslında neredeyse hiç kullanılmadığı sonucuna varabiliriz
Anneler genellikle bu sözel iletişimi gayriihtiyari ve içgüdüsel olarak yapmaya meyyaldirler. Babalar biraz daha farklı bir davranış kalıbı izler. Aslında bu farklar, canlılık tarihinden miras kalmış ve biyolojimize sağlam biçimde kodlanmış bir iş bölümüdür. Anneler bebeklerin bilişsel ve sözel gelişiminde, babalar ise genellikle hareketler, cesaret ve ataklık gibi kalitelerin geliştirilmesinde aktif rol alırlar.
Ormanda, işitecek kimse bulunmadığında bir ağaç devrilse acaba 'ses' çıkar mı?" diye meşhur bir soru vardır. Yanıt açıktır: Ses çıkmaz, zira havadaki titreşimlerin ses olabilmesi için onu algılayacak bir kulağa ve ona ses diyebilecek veya en azından bu uyarana bir şekilde cevap üretebilecek bir beyne ihtiyacımız var. Bu yoksa ses de renk de koku da yoktur
Birçok insan hayatını acı çekmesi gerektiğine inanarak yaşar. Acı çekmenin asil bir tarafı olduğu Yahudi ve Hristiyan inançlarında yer alır. Bir çok insanın, hayatını acılar içinde geçirmiş İsa'yı model aldığını görüyoruz. İncil'de İsa'nın biz acı çekmeyelim diye acılar çektiği, yani bizim yerimize acı çektiği yazıyor. Bizler acı çekmek zorunda değiliz. Acı çekersek de bu cennete daha hızlı gideceğimiz anlamına gelmiyor.