McGonigal, "Stres ve erken ölüm arasındaki ilişki, yalnızca stresin sağlığı için zararlı olduğuna inanan insanlar için geçerliydi. Çok fazla stres yaşayan, ancak stresi zararlı olarak görmeyen kişilerin ölme olasılıkları ortadan kalkıyordu.” Aslına bakılırsa McGonigal, bahsedilen bu ikinci grubun "nispeten az stres yaşayan insanlar da dahil olmak üzere, çalışmadaki herhangi birinden daha düşük ölüm riskine sahip olduğuna" dikkat çekiyordu.
“Algılanan stres” üzerine yapılan araştırmalar bize, size zarar veren şeyin stresli deneyimin kendisi olmadığını, asıl en zararlı olanın stres hissine verdiğiniz tepki olduğunu söylemektedir.
Zihnimizdeki stresi yeniden çerçevelediğimizde ve endişeli hissetmenin aslında yararlı bir tepki olabileceğini fark ettiğimizde, stresin kendisinin uzun vadeli zararlı etkilerini azaltabilmekteyiz. Hızla çarpan kalbinizin sizi harekete geçmeye hazırladığını anladığınızda ve daha sık nefes almanın, daha hızlı düşünmenize yardımcı olmak üzere beyne oksijen pompalandığının bir işareti olduğunu bildiğinizde, stres tepkisinin performansınız için yararlı olduğunu ve zorluklar karşısında harekete geçmenizi sağladığını anlarsınız. Bu kabul ile, stres tepkiniz vücudunuza fizyolojik olarak çok daha az zarar vermeye başlar. Daralan kan ve kalp damarları genişler, vücut gevşer ve yine de stres tepkisinin getirdiği faydaları korursunuz: Artmış bir farkındalık sahibi olursunuz.
Stres tepkisinin harekete geçmemiz veya yardım almamız gerektiği konusunda uyarı vererek bize yardım ettiğine inandığımızda, destek aramak, etrafımızı bizi önemseyen insanlarla çevrelemek ve kendimizi onlara açmak için girişimde bulunmaya çok daha yatkın oluruz. Sosyal temas ve destek arama içgüdüsü ile hareket ettiğimizde daha fazla oksitosin, yani şefkat hormonu üretiriz. Ve