Bilimsel verilerin eğitimli insanlar tarafından yanlış yorumlanması bizi çok şaşırtıyor. Cumhuriyetçi Parti'den bir politikacı, partisinin üyelerine, “Eğer bilim hayatınızın bir parçasıyayni fikirde olamazsınız” diyerek, partisindeki gey aktivizmine karşı çıkan grupları eleştiriyordu. Homoseksüelliğin normalleştirilmesi gerektiğini savunan bu kadın, bütün görüşlerini “Bilim, homoseksüelliğin normal olduğunu kanıtladı” safsatasına dayandırıyordu.
Bu politikacının inandıklarının aksine bilim, böyle bir şeyi hiçbir zaman kanıtlamadı ve kanıtlayamaz da. Çünkü “kim olduğumuz”, -insani manada neyin normal, sağlıklı, uyumlu, fonksiyonel ve özgerçekleştirimci olduğu- bilimsel değil, felsefik bir kavramdır. Evet, bilim çok kıymetli bir araçtır ama hayattaki önemli sorulara gelince bilimin hiçbir kıymeti yoktur: “Nereden geldik?”, “Dünya'da yanlış olan ne var?”, “Nasıl yaşamalıyız?” Bilim, insan ruhu karşısında kördür. Öyleyse bilim bize, temel kimliğimiz hakkında, kim olduğumuz hakkında bir şey söyleyemez.
Gey aktivistler, “Bilim, homoseksüelliği yeniden inceledi ve onu tamamen normal ve sağlıklı buldu” iddiası ile epeyce kamuoyu desteği topladılar. Psikiyatrinin kesin delillere dayanan bir bilim olduğu yanılgısı gey aktivistlere, homoseksüellikle ilgili toplumun fikrini, ilahiyati ve hukuki emsalleri baş aşağı çevirme fırsatı sundu.
Bilimsel veriler, dünyayı tarif eder ve bize dünyayı anlamada yol gösterecek olgulan sunar. Ama “kim olduğumuz”, yani temel kimliğimiz veya insani özümüz, felsefe ve din tarafından çözümlenmesi gereken konulardandır. Bilim, sadece tarif etme seviyesinde geçerlidir, bu yüzden ona “insan hizmetindeki bilim dalı” deriz. Felsefe ve ilahiyat ise maddiyatın da ötesine uzanarak bize daha geniş bakış açı sunar ve bu dünyada tam manasıyla insan olmanın