Cinsel kimlik veya cinsel yönelim konusunda, “ne istiyorsak onu oluruz” diyen insanlarla aynı fikirde olamayız. Bu bakış açısına sahip birçok ruh sağlığı uzmanı vardır. Böyle düşünen insanlar, gey veya lezbiyen olmanın bireylerde, kültürümüzde ve daha genel manada insanlık üzerinde herhangi bir sonuç doğurmadığıni ima ediyorlar. Anatomimiz sanki bizim alın yazımız değilmiş gibi düşünüyorlar. Çocuklarımızı, tam anlamıyla erkekliğe veya kadınlığa hazırlamamızı, modası geçmiş cinsiyet stereotiplerini yaşatmak olarak ele alıyorlar.
Ama insan ırkı, erkek veya kadın olarak tasarlanmıştır; üçüncü bir cinsiyet yoktur. Dahası, medeniyet tarihi gösteriyor ki bütün kusurlarına rağmen insanın doğal ailesi (yani anne, baba ve çocuklardan oluşan aile), gelecek nesillerin yetişmesi için en uygun ortami sunuyor. Yüzlerce asır boyunca her şeyi yanlış mı yapıyorduk? Cinsiyetin eğilip bükülmesinden zafer devşiren yeni TV programlarının hatırına bütün tarihin üzerine sünger mi çekeceğiz?
Ünlü psikanalist Dr. Charles Socarides'in de dediği gibi, “Dünyanın hiçbir yerinde anne babalar, 'çocuğumun heteroseksüel ya da homoseksüel olması bizim için fark etmez demezler”? Eğer anne babalara tercih hakkı tanınsa anne babaların büyük çoğunluğu, çocuklarının homoseksüel davranışlara bulaşmamasını tercih edecektir.
Entelektüel çevrelerde, insanoğlunun yaradılış itibarıyla hiçbir biçimde “insansı bir doğası” olmadığı inancı modadır. Buna göre, insan olmanın özünde kendimizi, kendi arzularımız doğrultusunda yeniden tanımlayabilme özgürlüğü vardır. Ama özgürlük, kim olduğumuzla çelişir bir biçimde kullanıldığında, bize ne fayda sağlayabilir ki!